MÜZEDEN HABERLER


*"HATIRALAR GALERİSİ" bölümümüz açıldı.

*Yavuz PEKMAN "BİR GÜZEL YAYGARA" başlıklı yeni yazısıyla tiyatromuzesi.org'da

*Levend YILMAZ tiyatro tarihimize ışık tutan yazılarına devam ediyor. "ADANA BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROSU" tiyatromuzesi.org'da

*"AVNİ DİLLİGİL SERGİSİ" açıldı.

* "SAHNE ARKASI" bölümümüz açıldı.Fotoğraflar menüsünden bu bölüme ulaşabilirsiniz.

*Sitemize üye olarak yeni gelen eserlerden haberdar olabilir,ana sayfadaki yazılara yada müzemizdeki eserler için yorum yazabilirsiniz.






TİYATROYA DÜŞMANLIK - YAVUZ PEKMAN

 

Tiyatroya saldırı, ülkemiz sahne sanatçılarının, bitmeyen kötü kaderidir. Sanki başka dertleri yokmuş gibi, memleketimizin bu çilekeş sahne insanları, tarihleri boyunca, sözlü, yazılı ya da fiili saldırılara maruz kalmışlar; çeşitli kesimlerden gelen bu saldırılar, kimi politik, kimi kritik, kimi demokratik, kimi de erotik nedenlerle sahne sanatlarımızı tehdit eder olmuştur. Oyun sırasında sahneye çıkmadan, otobüs taşlamaya, linç girişiminden, tiyatro yakmaya, tiyatroyu işgal etmeden, hanım oyunculara tasalluta, sahneye yumurta, domates, portakal, pet şişe hatta taş atmaya kadar, sahne sanatçılarının başına gelmeyen kalmamıştır bu ülkede. Bilemediğimiz kimbilir daha neler?

 

Vasfi Rıza Zobu anılarında sahneye ilk fiili saldırının 1948'de, Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nda, Düşman piyesi sırasında yaşandığını söylüyor. Bunun ilk saldırı olup olmadığını tespit etmek zor. Zira Osmanlı Dönemi'nde sahnenin her türlü saldırıya açık olduğunu, seyircilerin henüz tiyatro adabına vakıf olmadığını biliyoruz; üstelik Galata'daki gibi pek çok salaşta oynanan oyunlarda neler yaşandığını saptamak mümkün değil. Zaten her türden müdahaleye açık olan geleneksel tiyatroyu saymıyorum bile. Yine de, Vasfi Rıza'nın bu tespitini, kapalı, örgütlü ve belli bir seyir düzeni içine girmiş, "edep erkan bilen", nispeten modernleşmiş bir tiyatro ortamı için, doğru kabul edebiliriz.

 

Vasfi Rıza bu üzücü olayı şöyle anlatıyor: "Nisan ayının başında, Dram Tiyatrosu'nda, Lütfi Ay'ın tercümesi olan Düşman piyesi oynanıyordu. İkinci perdede Kemal Gürmen'le Cahide Sonku'nun aşk meclisinde, Mithat Bayatlı isminde bir genç adam, ön sıradan ayağa kalkarak önce elindeki mecmuayı sahneye fırlatmış; sonra da 'burası tiyatro değil, kerhaneye döndü!' diye bağırmış. (Savcının iddianamesinde 'burası bir orospu yatağına döndü' kaydiyledir). Adamın gözü kararmış olacak, etrafından müdahale edenlerle becelleşmiş. Tabii sahne durmuş, perde kapanmış, herifi de yakalamışlar ve 'cürmümeşhut' mahkemesine götürmüşler. Hemen Kemal'le Cahide de hakarete uğradıklarını iddia ederek, Beyoğlu Ceza Mahkemesi'nde davayı açmışlar."

 

Böyle hazin bir olay karşısında, dünyanın neresinde olursanız olun, entelektüel bir refleks beklersiniz değil mi? Aydın, sanatçı, gazeteci, bilim adamı, herkesin saldırgana karşı bir tutum takınması, en azından eleştirmesi gerekir. Ancak ülkemizde saldırıyı savunanlar, arkasında duranlar, öyle ya da böyle mazur göstermeye çalışanların sayısı da az değildir. Saldırı sonrası yaşananları Vasfi Rıza'dan dinleyelim:

 

Dava sırasında anlaşıldı ki, adam bu işte yalnız değilmiş. Bir maksatla ve danışıklı olduğu açığa çıktı. Cumhuriyet ve Vatan gazeteleri tiyatroyu müdafaa ettiler. Ama gericilikte kıdemli olan Tasvir gazetesi sütun sütun yazılar yazarak tecavüz edeni hararetle savundu. Üniversite Talebe Birliği, çoğunlukla tiyatroyu tuttu. Geri kalan kısım Tasvir gazetesinin ağzını kullanarak ahlak kahramanını (!) himayesine aldı. Aleyhimize yayın yaptılar, mahkemede şehadette bulundular, öteye beriye mektuplar yazıp piyesi sahneden kaldırtma çabasına düştüler... Evvela müstehcen dediler. Sonra aile hayatına tecavüz ediyor iddiasında bulundular. Ve nihayet komünist propagandası teşhisi koydular ve bu vesile ile Muhsin'e atıp tuttular.

 

Muhsin'e atıp tutma programı Münir Hayri isminde bir yazar, şair, rejisör, heykeltıraş, operacı tiyatro muharriri, festival tertipçisi olan, böyle kurnaz bir kimse hazırladı. Hani, Ankara'da, o devrin 30.000 lirasıyla opera tertip edip, asabı bozulan Atatürk'ün, perde arasında tiyatrodan kaçmasına sebep olan; davetli yabancı elçiler için de eğlence konusu olan geceyi hazırlayan 'işgüzar'. İşte bu zat rivayete göre, Devlet Tiyatrosu Umum Müdürlüğü'ne göz koymuş. Muhsin'in ayağını kaydırıp kendi geçme çabasında olduğu, yine kendinden rivayet... Elinden ve dilinden geldiği kadar o da yazdı ve yazdırdı. Ama bir türlü olmadı, tutturulamadı. İki tarafın şahitleri dinlendi. Avukatlar uzun uzun müdafaalarını yaptılar. Savcı: 'Milli Eğitim Bakanlığı'nın tetkikinden geçen, Matbuat Genel Müdürlüğü'nden (sıkı sansürden) izni çıkan bir esere müstehcen denemez.' dedi ve tiyatro topluluk adabına sığmayan bu hareketin cezasını istedi.

 

Dört celse süren dava, 27 Nisan 1948 Salı günü adamın bir ay hapsi ve 30 lira para cezası ödemesi kararıyla sona erdi. Hakim kararı bildirir bildirmez, dışarılara kadar salonu doldurmuş bulunan kadın, erkek dinleyiciler alkışa geçtiler.

 

Bu okuduklarından sonra, "canım geçmiş gün, artık ilerledik, şimdi böyle şeyler olmuyor" diyen var mıdır bilmiyorum? Varsa da ya gündemi hiç takip etmiyor, ya olan biteni görmezden geliyor ya da başka bir gezegende yaşıyor demektir. Zira sahne sanatkarlarının bitmez tükenmez kör kaderi günümüzde de başlarına bela olmayı, hem de şiddetle sürdürüyor.

 

 

Foroğraf: Düşman Piyesi(A.P. Antoine) Çeviren: Lütfi Ay 1948 (Cahide Sonku ve Hüseyin Kemal Gürmen saldırının gerçekleştiği, ikinci perdedeki aşk meclisinde)

 

 

 

 

Alternatif

MÜZEYİ TAKİP EDİN

ŞEHİR TİYATROSU

KUMBARACI 50

İSTANBUL HALK TİYATROSU

TİYATRO KARNAVAL

SEMAVER KUMPANYA

TİYATRO KUMPANYASI

İSTANBUL KUMPANYASI

TİYATRO BOYALI KUŞ

ATÖLYE TATAVLA

HAYAL PERDESİ

Kullanıcı girişi