MÜZEDEN HABERLER


*"HATIRALAR GALERİSİ" bölümümüz açıldı.

*Yavuz PEKMAN "BİR GÜZEL YAYGARA" başlıklı yeni yazısıyla tiyatromuzesi.org'da

*Levend YILMAZ tiyatro tarihimize ışık tutan yazılarına devam ediyor. "ADANA BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROSU" tiyatromuzesi.org'da

*"AVNİ DİLLİGİL SERGİSİ" açıldı.

* "SAHNE ARKASI" bölümümüz açıldı.Fotoğraflar menüsünden bu bölüme ulaşabilirsiniz.

*Sitemize üye olarak yeni gelen eserlerden haberdar olabilir,ana sayfadaki yazılara yada müzemizdeki eserler için yorum yazabilirsiniz.






YÜZ YILLIK EFSANE "TEPEBAŞI DRAM TİYATROSU"

Tepebaşı Dram Tiyatrosu, tiyatro tarihimizde efsane haline gelmiş, yeri hiçbir zaman doldurulamamış, yapıldığı günden itibaren yerli ve yabancı pek çok sanat gösterisinin uzun yıllar İstanbul'daki en gözde mekânı olmuştur. Sarah Bernhart'tan Comédie- Française'e, Darülbedayi'den Şehir Tiyatrosu'na, Şehir Operası'ndan Devlet Tiyatrosu'na, özel gecelere kadar pek çok tiyatro, müzik, konser ve gösteriye kapılarını açmıştır. İstanbul'un gelmiş geçmiş tüm belediye başkanları tarafından hep tarihi bir miras olarak tanımlanmış ama çoğu tarafından bir rant tepesi olarak görülmüştür. Yandıktan (ya da yakıldıktan) sonra yerine aynı şekliyle yapılması için yetkili makâmlarca hep söz verilmiş hatta yarışmalar bile açılmış ancak hiçbir zaman bu sözler tutulmadığı gibi yerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi kendisi için "heyulâ" gibi bir bina yaptırmış, daha sonra bu binayı borcu karşılığında TRT'ye satmış ve ne yazık ki Tepebaşı Dram Tiyatrosu'da hatıralarda kalmıştır.

1970 yılında bir yangın sonucu İstanbul'un sanat hayatından çıkan Tepebaşı Dram Tiyatro'su aslında ne tesadüftür ki bu yok oluştan tam bir asır önce İstanbul'da çıkan büyük bir yangın sebebiyle sanat hayatımıza girmiştir. Tiyatro'nun arsasının da içinde bulunduğu ve 1800'lü yıllarda İstanbul'da genelde yabancıların ikâmet ettiği Pera'ya çok yakın olan, İngiliz Konsolosluğu'ndan başlayarak Kasımpaşa'ya kadar inen yamaç, İstanbul'un fethinden 19. yüzyıl ortalarına kadar, "Müslüman mezarlığı" idi; bu yüzden bu bölge Pera'da yaşayan yabancılar tarafından "Petit-Champs des Mort" (Küçük Mezarlık) olarak adlandırılıyordu. Bu sebeple, hem daha sonra buraya yapılacak bahçe ve tiyatroya hem de yanından geçen bugünkü Meşrutiyet Caddesi'ne "Petit-Champs" ismi verilmişti1. Tiyatro olarak ilk, 1866 yılında Paris'de yayınlanan bir Fransız turist kitabında, "Theatre des Petit-Chemps" adıyla söz ediliyor. Ancak "İstanbul'a gelen yabancı gruplara mahsus" bu tiyatro binasının 1870 yangınında yandığı sanılıyor2. 1870 büyük yangını bütün Beyoğlu'nu olduğu gibi bu bölgeyi de etkiledi; bölgenin yeniden yapılandırılması ve belli bir plan dahilinde tekrar ele alınması sırasında buranın da elden geçirilmesi gerekiyordu.

Tramvay ve Galata'dan Beyoğlu'na çıkmak için Yüksek kaldırım'a alternatif  Tünel yapımı düşünülünce, o sıralar halkın "Haliç seyir terası" olarak kullandığı bu bölge de gündeme geldi. Gündeme gelmesinin sebebi şuydu; 1871 yılında başlayan Tünel inşaatı sırasında çıkan toprağın nereye döküleceği konusu önemli bir sorun haline dönüşünce, 1858'de İstanbul'un 14 belediye'ye ayrılmasında ilk uygulama olan 6. daire'nin (Beyoğlu Belediyesi) Başkanı Blaque bey, bu iş için bu yapı adasını kullandı. Bu zekice bir düşünceydi. Bununla hem yapımcı firma çok uzağa gitmeden belediye'ye ödediği az bir parayla maliyeti düşük bir hafriyat sağlamış oluyor, hem de Beyoğlu, 30-40 yıldır ihtiyaç duyduğu, ama nasıl kullanacağını da, alttaki kabirler yüzünden, tam bilemediği ve bir dala oturtamadığı, tam bir seyir terası ve bahçe alanı, bir "Jardin Publique" kazanmış bulunuyordu3. Bahçe'nin yapımı başladıktan sonra, 1872 yılında buraya bir tiyatro binası yapılması ve bir İtalyan Tiyatrosu kurması için, saray orkestrası şefi Guatelli Paşa'ya bir ferman verildi. Paşa'ya tiyatro için verilen ruhsat 25 yıllıktı; tahsis edilen yerin niteliği "arazi-i haliye" (boş arazi) olarak belirtilmiş, uzunluğu ise 3 bin arşın olarak kaydedilmiştir4.

1874 yılında tiyatro'nun yapımı için hazırlığa geçildi, başta binanın kâgir olması düşünüldü, fakat elde yeterli para bulunmamasından dolayı ahşâp olması kararlaştırıldı. Bu iş için ayrılan 10 bin liranın, 3 bin liralık kısmı binanın yapımına, geri kalanı da iç dekorasyona ayrıldı. Tiyatro'nun yapım işi de İtalyan mimar Barborini'ye verildi. Ancak Paşa birkaç bin lira harcadıktan sonra, tiyatro'nun yapımından vazgeçti; ayrılan ödenekle bu işin tamamlanabilmesi mümkün görünmüyordu5.Bunun üzerine Blaque Bey başka bir formülü devreye sokar. Günün birinde bir çok çingeneyi getirir, Tepebaşı arsasına yerleştirir. Tenekeden, çerden çöpten kulübeler yapmalarına ruhsat verir. Fakat arazinin karşısında oturan konak sahipleri, aristokrat ecnebiler bu rezalete tahammül edemez, Blaque Bey'e şikâyete giderler. O da şöyle cevap verir:" Para verin size orasını bahçe,tiyatro yapayım". Konak sahipleri çaresiz para toplarlar6. İşte Blaque bey tünelden çıkan hafriyatın dökülmesi karşılığında aldığı parayla konak sahiplerinin topladığı parayı birleştirerek Tepebaşı Tiyatrosu ve Bahçesi'nin yapımına girişir. Tepebaşı bahçesi 1880 yılında tamamlanır. Bu arada tiyatro ruhsatını elinde bulunduran Guatelli ailesi ile İstanbul Şehremaneti arasında çıkan bir anlaşmazlık nedeniyle aile kendilerine verilen arsa'yı 6.Daire'ye hibe eder7.

Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nun hangi tarihte yapıldığı tam olarak bilinmemektedir. Arsa üzerinde bir tiyatro binasının yapımına başlanmışsada, bina yapımı sürekli olarak parasızlık ve ödenek yetersizliğinden dolayı sekteye uğramıştır. Genel kanı, tiyatro'nun 1890 yılında, o dönemin Şehremini Rıdvan Paşa'nın Beyoğlu'nda bir çok tiyatro binası yapan Ermeni asıllı mimar Hovsep Aznavur'a yaptırdığı üzerinedir. Daha önceki tarihlere ait burada gösteriler olduğuna dair kaynaklar bulunsada, bunların bahçeye kurulmuş bir sahne üzerinde oynanabileceği düşüncesi hâkimdir.

Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nun 256 koltuğu bulunan bir parteri vardı. Bu parteri at nalı biçiminde kuşatan iki kat locası, bunların üstünde de bir kat galerisi bulunuyordu. Zemin kattaki 20, üst kattaki 28 locasında ise toplam 182 koltuk yer alıyordu. Koltuklar kırmızı kadifeyle kaplıydı. Yine aynı kırmızı kadifeden perdesi, sahneyi çerçeveleyen yaldızla bezenmiş portali ve süslemeli tavanı ile küçük ama tipik bir barok tiyatro örneğiydi8.1891 yılında girişe bahçenin kapısına kadar uzanan bir ek yapıldı. Bu, üzeri teras çatılı, ön cephesinde üzeri kemerle geçilmiş üç açıklığı bulunan kâgir bir yapıydı. Her bir kemeri, üzeri iyon başlıklı pilastrlar taşıyordu9. Tepebaşı Dram Tiyatrosu,o dönemdeki adıyla Tepebaşı ya da Tepebaşı Kışlık Tiyatrosu, İmparatorluk döneminde, zamanın diğer büyük salonlarında olduğu gibi, bünyesinde sabit bir topluluk barındırmadı. Meşrutiyet'in 1908 yılında ilanına kadar sadece yabancı truplara kapılarını açtı. O yıllarda Londra'da yayınlanan bir turist rehberi kitabı, "İstanbul'da gerçek anlamda tiyatro yoktur. Kasım'dan Şubat'a kadar Tepebaşı Tiyatrosu'nda, Odeon'da, Grand Rue'nün Concürdia'sında, Fransız, İtalyan ve Yunan tiyatro toplulukları temsiller verir. Şehzadebaşı'nın Türk Tiyatrosu'nda ise yerli oyunlar oynanır. Bu sonuncusuna hanımlar giremez" cümleleriyle İstanbul tiyatro hayatını anlatmıştır10.

Bu zaman zarfında tiyatro'ya kimler gelmedi ki; Sarah Bernhardt, Rejane, Charlotte Lyses, Jane Hading, Jeanne Boulier ve daha nice opera ve ses sanatkârları Tepebaşı Tiyatrosu'nda boy gösterdiler. Avrupa'da sahneye çıkan yabancı trup ve sanatçıların bir çoğu bu sahneden de geçmişlerdi. 1900'lü yılların başında salonun işletmesi Lehman isminde Rum bir işadamının elindeydi. Mesleğe garsonluktan başlayan ve zamanla eğlence dünyasında yükselen bir isim olan Lehman aynı zamanda Taksim bahçesi, Maksim, Varyete Tiyatrosu gibi başka mekanları da işletiyordu. 1920'li yılların sonuna kadar Lehman'ın idaresinde kalan tiyatro 1915'de bir ara "Moderne" ismiyle sinema olarak işletildiysede tiyatro olarak daha parlak günler yaşadı.

20 Ocak 1916 günü, iki sene önce Şehzadebaşı'nda Letafet apartmanında Şehremeni Operatör Cemil Paşa tarafından kurulmuş olan "Darülbedayi-i Osmani" oyuncuları provalarını yine Letafet apartmanında yaptıkları Emile Fabre'nin La Maison d'Argile adlı oyunundan Hüseyin Suat Yalçın'ın uyarladığı Çürük Temel adlı oyunu Tepebaşı Tiyatrosu'nda oynamaya hazırdılar. İlk oyun "Asker Ailelerine Yardım Cemiyeti" yararınadır. Oyun, haftada bir gün, Perşembe gündüz bayanlara, geceleri baylara olmak üzere iki kez oynanır. Bilet fiyatları da ilk dört sıra 25 kuruş, beşinci sıradan sonra 20 kuruş, daha geride sandalyeler 15 kuruş, birinci loca 100, ikinci loca 80, üçüncü loca 50 kuruş olarak belirlenir. Madam Felekyan, Nurettin Şefkati, Kınar hanım, Sara Mannik, Muhsin Ertuğrul, Fikret Şadi, Ahmet Muvahhit, Raşit Rıza, İ.Galip bu ilk gösterimin oyuncularıdırlar11.



Bu başlangıç başlarda sekteye uğrasa da 54 yıl Darülbedayi (sonradan Şehir Tiyatrosu) ve Tepebaşı Dram Tiyatrosu tiyatro tarihimize ayrılmaz bir ikili olarak geçeceklerdir. Darülbedayi burada arka arkaya Hisse-i Şayia, Hoş Bir Macera ve ilk yerli telif eser olan Halit Fahri Ozansoy'un Baykuş adlı piyesini oynar. 1919 yılında Tepebaşı Tiyatrosu İngiliz işgal kuvvetlerinin eline geçer ve burada gösteri yapılması yasaklanır. Darülbedayi yeterince ödenek alamadığından, verilen ödenekler sürekli kısıldığından ve henüz kurumsal bir kimliğe sahip olmadığından, bu dönemde çok önemli sıkıntılarla boğuşmak zorunda kalır. Bünyesindeki sanatçılara doğru düzgün ödeme yapamadığından ya da çeşitli fikir ayrılıkları yüzünden belli bir kadroyu sürekli kılmakta zorlanır. İşte bu sırada Raşit Rıza Darülbedayi'den ayrılarak Şadi ile birlikte bir grup kurar ve İstanbul'un çeşitli yerlerinde oyun oynamaya başlarlar. 1924 yılında ise Raşit Rıza Lehman'la anlaşarak Tepebaşı tiyatrosu'nu kiralar. Yaklaşık iki üç yıl kadar burada oyunlar oynar. Raşit Rıza'nın tiyatroda kalıcı olması Darülbedayi'nin belini iyice büker.


 


1927 yılında Darülbedayi Ankara'ya yaptığı turneden İstanbul'a dönmüş bu sırada Lehman'la sözleşmesi biten Raşit Rıza'da ramazan için Anadoluya turneye çıkmıştır. Tepebaşı Tiyatrosu'nun boşaldığını gören Darülbedayi sanatçıları dönemin belediye başkanı Muhittin Üstündağ'ın da girişimleriyle yeniden Tepebaşı Tiyatrosu'na yerleşirler. Bu durumu Refik Ahmet Sevengil Vakit gazetesi'ndeki yazısında şöyle anlatır: "...Darülbedayi temsil heyeti, mevcut tiyatrolarımızın en iyisi olan bu binaya geçti ve söylenildi ki şehremaneti esasta kendi malı olan bu tiyatro'nun Darülbedayi'e daimi bir meva olmasını temin edecektir. Bu imkan tahakkuk ettiği taktirde bir tiyatro için vücuda elzem şartlardan bir tanesi -daimi ve bedava bina- tahassul etmiş olacaktır. Gerçi henüz bugün için Darülbedayi'in Tepebaşı'ndaki vaziyeti bu değildir, fakat bu olmalıdır ve şehremanetinin bu yolda yürüdüğünü ümit etmek isteriz"12. Muhsin Ertuğrul'un da geri dönmeye ikna edilmesiyle Darülbedayi sanatçıları el birliğiyle Tepebaşı'nda hummalı bir çalışmaya başlarlar. Öncelikle tiyatronun elden geçirilmesi gerekiyordu. Bütçe kısıtlı olduğu için bütün boya,badana ve tamirat işleri sanatçılar tarafından yapıldı. Nihayet 1927'nin Mart ayında temsillere başlandı. İki Kadın, Cehennem gibi oyunların yanında Muhsin Ertuğrul'un sahnelediği Hamlet sezonun en çok tutan oyunlarından biri oldu. 1928 yılında 1000 liraya Almanya'dan gökyüzünün muhtelif zamanlardaki renklerini sahneye yansıtmak için son teknoloji bir gökyüzü makinesi getirtildi. Tiyatro'nun elektrik ve efekt makinaları da 800 lira karşılığında değiştirildi. Bu dönemde dekor tekniği fon bezinden, tahta panoya döndü, sahne önündeki suflör kapağı da kaldırılarak suflör sahne içine alındı. Anlaşılan o ki, Şehir Tiyatrosu'nun binaya yerleşerek düzenli temsillere geçişi, Tepebaşı Tiyatrosu'na Avrupa'daki örnekleri gibi, modern ve düzenli bir tiyatro havası kazandırmıştı13.


1931 yılında tiyatro'nun fuayesi üstünde bulunan bir odada tiyatro okulu faaliyete girer. İki yıl süren bu okul daha sonra belediye konservatuarı'na devredilir. 1932 yılında Atatürk'ün tiyatroya geleceği haberini alan sanatçılar ne yapacaklarını şaşırırlar. Vasfi Rıza o günleri şöyle anlatıyor: "...İlk defa bir Cumhurbaşkanı temsilimizde hazır bulunacak ve bizi seyredecekti. Ama ne onu oturtacak yerimiz ne de karşılamak için yeterli protokol bilgimiz vardı. Hemen kitaplar karıştırdık, Avrupa görenlere sorduk, Devlet Başkanlarının sahnenin karşısındaki locada oturduğunu öğrendik. Hemen o locayı yıkarak genişlettik. Böylece Ata'nın gelişinden sonra o köşenin adı "Atatürk Locası" oldu"14. İki loca'nın birleştirilmesiyle oluşturulan "Atatürk Locası" ya da sonraki adıyla "Şeref Locası"nda Atatürk, Muhsin Ertuğrul'un başrolünü oynadığı Akın piyesini seyreder. Aynı yıl belediye ile Lehman arasında biten sözleşme, Muhittin Üstündağ tarafından yenilenmez ve Tepebaşı Tiyatrosu tamamen Şehir Tiyatrosu'na tahsis edilir.


1935'e gelindiğinde ise artık belediye tarafından bir ödeneğe kavuşan, yerleşik bir sahnesi olan ve adı Şehir Tiyatrosu olarak değişen bir Darülbedayi vardır. Muhsin Ertuğrul tüm bunların üstüne bir atak daha yapar ve Tepebaşı Tiyatrosu'nda gerçek anlamda ilk çocuk tiyatrosu'nu başlatır. Çocuklara İlk Tiyatro Dersi adlı oyun M.Kemal Küçük tarafından yazılıp yönetilir. O dönemdeki çalışma azimlerini Muhsin Ertuğrul Türk Tiyatrosu dergisi'nin 15 Aralık 1938 tarihli 97. sayısında şöyle anlatır; "Günlerimizi çalışmadan gayrı yere harcayınca nasıl bomboş kalıyoruz, nasıl sıkılıyoruz, nasıl kısırlaşıyoruz. Onunçündür ki,Tepebaşı Tiyatrosu'nun sahne kapıları üzerinde her sabah işbaşına gelen sanatkârları selamlayan şu cümleler vardır:İşimiz İbadetimiz, İbadetimiz İşimizdir...".

Şehir Tiyatrosu, Tepebaşı Tiyatrosu'nun dışında ara sıra başka sahnelerde oynasada tiyatronun amiral gemisi burasıdır. Tepebaşı Tiyatrosu'nun da bulunduğu Millet bahçesinin içinde Anfi ya da Asri sinema da denilen bir salon bulunmaktaydı. Bu salon uzun yıllar sinema olarak işletilmiş, çok eski ve ahşap yapısı yüzünden zaman zaman kapatılması düşünülmüş ama içindeki kiracılar ve belediye arasında çıkan ihtilaflar dolayısıyla bir türlü kapanmamıştı. 1942 yılında Şehir Tiyatrosu Komedi kısmını bu binaya taşır. Böylece Tepebaşı tiyatrosu'nun ismi Tepebaşı Dram Tiyatrosu olarak değişir. 1944 yılında tiyatro acı bir olaya tanıklık eder. Yakalandığı hastalıktan kurtulamayıp vefat eden Türk Tiyatrosu'nun büyük ismi Hazım'ın cenazesi buradan kaldırılır ve Hazım'ın vefatı dolayısıyla tiyatro iki gün süreyle perdelerini kapatır. Zaman içerisinde çeşitli tamirat ve tadilatlar görsede Tepebaşı Dram Tiyatrosu ahşap yapısından dolayı artık zamana karşı dayanamaz olmuş, ödenek yetersizliklerinden mimarisi değiştirilememiş, günün politik mercileri tarafından bir rant tepesi olarak görülmeye başlanmıştır. 1955 yılında İmar Müdürlüğü tarafından Tepebaşı'ndaki tiyatroların yıkılarak buranın "süs bahçesi" olması planlanır. Ancak tiyatroların nereye taşınacağı sorun olur.

1960 yılına gelindiğinde ise İstanbul Belediyesi Şehir Operası'nı kurar ve opera gösterilerini burada sergilemeye başlar. İlk temsil 19 Mart 1960 akşamı Puccini'nin Tosca operası'yla yapılır. Bir sene sonra itfaiye teşkilatı Tepebaşı Dram Tiyatrosu 'nda yaptığı inceleme sonunda tiyatronun elektrik tesisatının çok eski olması ve bir yangına sebebiyet verebileceği gerekçesiyle tiyatronun işleyişi durdurulur. Buranın sadece prova ve tatbikat sahnesi olarak kullanılmasına izin verilir, yapılacak tadilattan sonrada müze olması kararlaştırılır. Muhsin Ertuğrul bu durum karşısındaki üzüntüsünü şöyle anlatır: "Tiyatromuz göçebelikten kurtulup buraya yerleşeli otuzdört yıl oldu. İyi kötü her yıl Ekim'in birinde bu tiyatroyu açardık. Bir gelenek kurulmuştu. Bu açılışın tiryakileri vardı. İstanbul'lu ezberlemiştiki; tiyatrosu kurulu bir saat gibi, o tarihte ve saniyesinde perde açar. Bu yıl böyle yapamadık! Bu nasıl oldu böyle? Gayet basit: raporlar yazıldı,raporlar çizildi, Ahmed'ler geldi, Mehmet'ler gitti. Hayır sorumlu sensin, evet sorumlu benim denildi, sonunda, tiyatro dört ay boş kapalı durduktan sonra, tam açılacağına on gün kala öğrendik ki bu yıl Tepebaşı'nda oyunlar verilemezmiş. Bir İstanbul'lu için acı! Ama İstanbul'lu bir tiyatrocu için daha acı!"15. Tiyatro'nun tadilatı bitirilir. Ancak hem opera'nın hemde tiyatro'nun sahne gereksiniminden dolayı Tepebaşı Dram Tiyatrosu 18.01.1962'de Şehir Operası'nın sergilediği La Traviata ile tekrar açılır. Şehir Tiyatrosu ise Sinekler oyununu buraya taşır. 1964 yılında tiyatro bu kez zamanın değil insanların saldırısına uğrar. Türkiye'de ödenekli ve profesyonel bir tiyatroda oynanan ilk Bertolt Brecht oyunu Sezuan'ın İyi İnsanı sırasında tiyatro gericiler tarafından basılır, kapı çerçeve kırılır, sanatçılar sahneden indirilerek oyunun oynanması engellenir.

Ardından aynı sene Tepebaşı için hazırlanan yeni yapılandırma projesi açıklanır. 08.04.1964 tarihli Milliyet gazetesinde çıkan haber şöyledir:"Tepebaşında, Perapalas otelinden, İngiliz Sefaretinin arka duvarına kadar uzanan ve Meşrutiyet ile Tozkoparan caddeleri arasında kalan 15 bin metrakarelik arsa üzerinde inşa edilecek site için proje hazırlanmıştır. Üzerinde Dram Tiyatrosu ile parkın bulunduğu ve Belediyenin kendi malı olan arsaya inşası düşünülen sitenin projesi hazırlanırken, buraya turistik bir değer kazandırmak gayesi ile hareket edilmiştir. Bir takım hizmetleri bir araya getirmek suretiyle, gelecekte Belediyeye büyük bir gelir sağlamakda projenin hazırlanmasında başlıca amillerden biri olmuştur. Hilton'dan sonra İstanbul'da en büyük otelin yapılacağı sitede, otel, çarşı, gazino ve büro gibi diğer tesislerinde bulunması ayrı bir değer kazandıracaktır". Ancak bu proje hayata geçirilemez ve Tepebaşı Dram Tiyatrosu bir gösteri mekanı olmaya devam eder. Öyleki 1965 yılında sezon bitiminde Ankara'dan İstanbul'a gelen Ankara Devlet Tiyatrosu Anton Çehov'un Vanya Dayı adlı oyununu burada oynamaya başlar.


1969 yılında Şehir Tiyatrosu çalışanları belediye ile yaşadıkları ekonomik sorunlar nedeniyle Tİ-SEN önderliğinde grev'e çıkarlar. 15 Nisan 1969 günü başlayan grev bir ay sürer. Bu süre zarfında Tepebaşı Dram Tiyatrosu'da dahil tüm sahnelerde perdeler kapanır. Bir ay sonra yapılan bir anlaşmayla grev biter. 17 Mayıs 1969'da Tepebaşı Dram Tiyatrosu Maurier'in Sonbahar Fırtınası adlı oyunuyla aslında son defa perdelerini açar. Son defa açar çünkü Şehir Tiyatrosu Harbiye'deki eski Sümerbank pavyonu'ndan tiyatro salonuna dönüştürülen binaya taşınır. 07.01.1970 tarihinde emektar Tepebaşı Dram Tiyatrosu tamamen boşaltılır. Önceleri yıkılmak istensede gelen tepkiler üzerine onarılıp bir tiyatro müzesine dönüştürülmesine karar verilir. Ama kendisi bir müze olabilecek Tepebaşı Dram Tiyatrosu bu vasfa da kavuşamaz. 17.04.1970 günü nasıl çıktığı belli olmayan bir yangın tiyatro'nun büyük bir kısmını kullanılamaz hale getirir. Ertesi günkü Milliyet gazetesinde çıkan haber şöyledir: " Tepebaşı'ndaki tarihi Dram Tiyatrosu dün saat 11:15'de tamamen yanmıştır. 54 yıldır Türk Tiyatrosunun hizmetinde olan ve geçtiğimiz sezon müze olarak hazırlanmak üzere terkedilen binanın, bir elektrik kontağı sonunda yandığı sanılmaktadır. İtfaiye Müdürlüğünün sezon başında "bu bina her an yanabilir" raporu verdiği tarihi tiyatronun "ses alma odasından" çıktığı sanılan yangın, kısa zamanda fuaye,seyirci salonu ve galeri kısmına atlamıştır". Yangın'ın bir başka boyutuysa yangını söndürmeye gelen itfaiye'nin su bulamaması ve suyu Tepebaşı sarnıçları ve İngiliz Sarayı'ndan almasıdır. Yangın'ın ardından belediye başkanı Fahri Atabey bir açıklama yapar. Açıklamada buraya 600 odalı bir işyerinin yapılacağı ve yanına da Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nun esprisi muhafaza edilerek bir tiyatro müzesi kurulacağı söylenir. Tiyatro yanmıştır ama sanki beni yıkamazsınız dercesine hala ayaktadır. Tiyatroya son darbe 03.11.1971'de gelir. Çıkan ikinci bir yangın Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nun neredeyse 100 yıllık tarihine son noktayı koyar. Yangının harap binada yaşayan evsizler ya da bekçilerin içeride yaktığı sobadan çıkmış olabileceği söylensede sabotaj ihtimali üstünde de durulur. İnceleme başlatılır ama bir sonuca varılamaz.

Yaklaşık 50 yıllık Şehir Tiyatrosu döneminde, Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nda toplam 368 eser sahnelendi, 13.273 gösterim verildi, 1 milyon 680 bin seyirci ağırlandı16. Döneminin tüm yıldızları bu sahneden geçtiler. Muhsin Ertuğrul'dan Neyire Neyir'e, Cahide Sonku'dan İ.Galip Arcan'a, Vasfi Rıza'dan Bedia Muvahhit'e, Hazım Körmükçü'den Halide Pişkin'e, Beklân Algan'dan Ayla Algan'a yüzlerce sanatçı o sahnenin tozunu yuttular. Tepebaşı Dram Tiyatrosu yoktur artık. Dram Tiyatro'su yoktur ama yıllar önce tiyatronun arkasında müzikhol olarak kullanılan daha sonra marangozhaneye dönüştürülen ek bir binada başka bir tiyatronun temelleri atılmaktadır. Tepebaşı Deneme Sahnesi adeta bir yangının külleri arasından doğar. Beklân Algan'ın öncülüğünde marangozhane, Metin Deniz'in yaptığı uygulamayla sahne ve seyirci alanları klasik anlamdaki tiyatrodan tamamen farklı 300 kişilik yeni bir salona dönüştürülür. Deneme sahnesi'nin ilk oyunu 22 Haziran 1975'te sahnelenen Zeynep Oral'ın yazdığı Beklân Algan'nın yönettiği Adsız Oyun'dur. Ama tiyatro sevmez yöneticiler orayı da rahat bırakmaz,1980 darbesiyle ismi sakıncalı bulunarak Tepebaşı Sahnesi'ne çevrilecek 1983 yılında faaliyetine son verilerek ertesi sene de yıkılacaktır. Tepebaşı Deneme Sahnesi'nin açıldığı yıllarda yanan Dram Tiyatrosu'nun yerine prefabrik bir bina konularak açılan Karikatür Müzesi de darbenin hışmına uğrayarak kapatılır.

 

"1984'te (o yıl ve bugüne kadar hala) tapu kayıtlarında "dükkan, sinema, tiyatro ve barlı Tepebaşı Millet Bahçesi vasfında taşınmaz" olarak geçen 14 dönümlük arsa üzerine, 70 bin ton beton döktürecekti. Payitaht'ın Şehremini, şehrin emanet edildiği mavi gözlü Başkan; bir kültür merkezi yaptıracağını söyleyecek, ayaklanarak yanan tiyatro binalarının yeniden yapılmasını isteyen sanatçıları yatıştırmak için "size de tiyatro yaparım" diyecekti.1986 yılında, 68.556 metrekarelik bina bitirildiğinde, verilen sözler çoktan unutulmuş, 40 bin metrekarelik bir kısım otopark olarak, 3 bin metrekarelik ikinci kısım sergi salonu olarak kiraya verilmiş, yanan

tiyatro binasına hiç benzemeyen 14 bin metrekarelik sonuncu kısım da Belediye'nin 5.5 milyar liralık borcuna karşılık TRT'ye satılmıştı. TRT'nin komisyonu, Kurum'a devredilecek binayı beğenmeyince yok sayıldı görüşü, yeni bir komisyon marifetiyle ve eksik olarak görülenler de sıralanarak, Belediye'nin göstermelik bir onarımıyla devir işlemleri tamamlandı"17. 2008 yılında ̇stanbul II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nca korumaya alınan bölge, yine aynı yıl Tepebaşı'nda bir tiyatro binası yaptırılmak üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin açtığı bir mimari proje yarışmasıyla tekrar Şehir Tiyatrosu'na kazandırılmak istensede her zaman olduğu gibi hayata geçirilemedi. İstanbul'un en güzel yerlerinden birinde İstanbul'un en ucube binalarından biri durmaktadır ve Çelik Gülersoy'un dediği gibi "Tepebaşı; bir meydan savaşı" halinde hayatına devam etmektedir. Elbette Tepebaşı ve Tepebaşı Dram Tiyatrosu için söylenecek çok söz anlatılacak çok hikâye ve hiçbir değerimizi muhâfaza edemezken hızla muhâfazakârlaştığımız bu günlerde verilecek çok savaş vardır.

Biz yazımızda son sözü Doğan Hızlan'a bırakalım;

"Türk tiyatro tarihinde önemli bir yeri olan Dram Tiyatrosu da yandı ve o da yapılmadı. Oysa nice iyi oyunlar bu sahnede sergilendi, nice büyük sanatçılar bu sahnede en iyi icralarını gösterdi. Localar, kırmızı kadife koltuklar, çocukluğumun tiyatro zevkinin belleğimde yaşayan simgesidir. Neden yeniden yapılmadı? Hiçbir açıklamayı kabul edemem. Binalarımıza, kültürümüze, kültürel mekánlarımıza karşı neden bu kadar barbar, bu kadar umursamaz, bu kadar duyarsız, bu kadar tarih bilincinden yoksun davranabiliyoruz? Leyla Gencer, Puccini'nin Tosca operasında söyleyecek diye kuyruğa girdiğimi bana o bina hatırlatırdı. Gene o binanın önünde, Bertold Brecht'in Sezuan'ın İyi İnsanı'nın yasaklandığı gece, gazetecilerle, tiyatrocularla, edebiyatçılarla buluştuğum geceyi nasıl unutabilirim.YANGIN yeri olmuş gibi bir tanımlama vardır. Bizim kültürümüzün yangın yerleri bunlar. Ne hazin, 1970'lerde Tepebaşı Dram Tiyatrosu, 1980'lerde Şan Sineması, 1990'larda Elhamra Tiyatrosu yandı.


Tiyatro tarihimizi yangınlardan izleyen tek milletiz"18


 

 

Dipnotlar

1 Yavuz PEKMAN / Geçmişten Günümüze İstanbul Tiyatroları II /YKY / İstanbul / 2011

2 Çiğdem ÖZÜER / Türk Tiyatrosu Dergisi / sayı 445 / İstanbul / 1995

3 Çelik GÜLERSOY / Tepebaşı: Bir Meydan Savaşı / İBB Kültür İşleri Daire Başkanlığı Yayınları / İstanbul / 1993

4 Çelik GÜLERSOY / Tepebaşı: Bir Meydan Savaşı / İBB Kültür İşleri Daire Başkanlığı Yayınları / İstanbul / 1993

5 Yavuz PEKMAN / Geçmişten Günümüze İstanbul Tiyatroları II /YKY / İstanbul / 2011

6 Ahmet FEHİM / Ahmet Fehim bey'in hâtıraları : Hazırlayan : Hafi Kadri Alpman / Tecüman 1000 Temel Eser / 1977

7 Çiğdem ÖZÜER / Türk Tiyatrosu Dergisi / sayı 445 / İstanbul / 1995

8 Hasan KURUYAZICI / Oyun Dergisi / Sayı:4 / 2007

9 Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi / Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı ortak yayını / 1994

10 Çiğdem ÖZÜER / Türk Tiyatrosu Dergisi / sayı 445 / İstanbul / 1995

11 Çiğdem ÖZÜER / Türk Tiyatrosu Dergisi / sayı 445 / İstanbul / 1995

12 Refik Ahmet SEVENGİL / Vakit / 8.03.1927

13 Yavuz PEKMAN / Geçmişten Günümüze İstanbul Tiyatroları II /YKY / İstanbul / 2011

14 Hayat Dergisi / 20.01.1970

15 Muhsin ERTUĞRUL / Türk Tiyatrosu Dergisi / sayı 335 / İstanbul /1961

16 Çelik GÜLERSOY / Tepebaşı: Bir Meydan Savaşı / İBB Kültür İşleri Daire Başkanlığı Yayınları / İstanbul / 1993

17 http://www.mimarun.blogspot.com/2010/01/tepebas-dram-tiyatrosu.html

18 Doğan HIZLAN / Hürriyet / 18.12.2003


HAZIRLAYAN : Selçuk YÜKSEL


MÜZEYİ TAKİP EDİN

ŞEHİR TİYATROSU

KUMBARACI 50

İSTANBUL HALK TİYATROSU

TİYATRO KARNAVAL

SEMAVER KUMPANYA

TİYATRO KUMPANYASI

İSTANBUL KUMPANYASI

TİYATRO BOYALI KUŞ

ATÖLYE TATAVLA

HAYAL PERDESİ

Kullanıcı girişi