Sergiler

ALTAN ERBULAK SERGİSİ

 

AKVARYUMDA YAŞAMAKTANSA

DENİZDE ÖLÜM

DOĞUMDUR.

ALTAN ERBULAK

Altan Erbulak Sergisi ; Karikatürist,Oyuncu,Showman,Gazeteci Altan Erbulak'ın 80.doğum yıldönümü dolayısıyla oluşturulmuş bir sergidir. Çok yönlü kişiliğiyle bildiğimiz Altan Erbulak'ın hayatından kesitlerin sunulduğu ve onu daha yakından tanımamızı amaçlayan bu sergide, Erbulak'a ait yüzden fazla fotoğraf ve karikatür , 1987 yılında Ali Poyrazoğlu Tiyatrosunda oynadığı "Seçimler" adlı oyundan bir bölüm , Meşhur "Kekeme Spiker" taklidinin ve Antalya TRT Radyosunda yaptığı bir söyleşinin kaydını bulacaksınız. Bu serginin hazırlanması sırasında bize arşivlerini açan Sayın Füsun ve Sevinç Erbulak'a , Video ve ses kayıtlarının tasarlanması ve hazırlanmasındaki yardımlarından dolayı Burteçin Zoga'ya sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.İyi seyirler...

ALTAN ERBULAK

Altan Erbulak ,11 Kasım 1929’da Erzurum’da doğdu.Babasının subay olması nedeniyle ilk ve ortaöğrenimini Anadolu’nun çeşitli kentlerinde yaptı.Orta öğrenimini Bakırköy'de bitirdi. 1950’de Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nü bitiren sanatçı, amatör tiyatro oyunculuğuna Bakırköy Halkevi ve Cep Tiyatrosu’nda başladı. 1957’de Dormen Tiyatrosu’nda "Teyzesi" isimli oyunla bir kereliğine çıktığı sahneden bir daha inemedi.Dormen Tiyatrosunda  Kamp 17, Cengiz Han’ın Bisikleti, Bit Yeniği gibi birçok oyunda rol aldı. "Midas’ın Kulakları" operasında da sahneye çıkan Erbulak, Metin Serezli’yle 1971 de kurduğu Çevre Tiyatrosu’nda "Yüzsüz Zühtü", "Deli Deli Kulakları Küpeli" başta olmak üzere birçok oyun oynadı ve sahneye koydu. Tiyatrosunu kapattıktan sonra 1980’lerden başlayarak çeşitli tiyatro topluluklarında oyunculuk ve yönetmenlik yapan sanatçı, güldürü tiplemeleri ve taklit yeteneği ile 1961’de İlhan İskender, 1982’de İsmail Dümbüllü ödüllerini kazandı. Karikatür çizmeye küçük yaşlarda başlayan Erbulak Vatan, Akşam, Tef, Akbaba, Fırt, Gırgır, Milliyet gibi çok dergi ve gazetede karikatür çizdi. Hürmüz’le Cafer, Kibar Hırsız sanatçının Türk mizahına kazandırdığı karikatür tipleri arasında sayılabilir. BBC’de televizyon eğitim kurslarına da katılan Erbulak TRT için Alıngan Gemisi, Deneme Televizyonu gibi programları hazırladı. Sinemada çok sayıda filmde rol aldı ve ödüller kazandı. Ölümünden sonra adına, eşi Füsun, kızları Ayşe ve Sevinç Erbulak tarafından, yılın başarılı oyuncusuna verilmek üzere “Altan Erbulak Ödülü” konuldu.
Tiyatro ve sinema oyuncusu, karikatürist, gazeteci ve şovmen Altan Erbulak 1 Mayıs 1988’de İstanbul’da kalp krizinden öldü.

 

*ALTAN ERBULAK SERGİSİ - GİRİŞ

 

 

Video: 
Ses: 

AVNİ DİLLİGİL SERGİSİ

AVNİ DİLLİGİL

"SİZE EN SON BİR DEMET ÇİÇEK BIRAKIYORUM"

AVNİ DİLLİGİL

Trabzon eşrafından, demiryolcu Ramiz bey ve Servinaz hanım'ın en büyük oğlu Avni Dilligil, bugün İsrail devleti'nin sınırları içinde kalan Hayfa'da 1908 yılında doğdu. Dilligil, babasının görevi sebebiyle Hayfa'dan Batum'a , Edirne'den Samsun'a bir çok yer dolaştı. Fransız okulu Sant Bazil, Edirne Lisesi ve Mercan İdadisi'nde okudu. Vefa takımında futbol oynadı. Tiyatroyla ilk tanışıklığı Şehzadebaşında ki tiyatrolarda oldu. 1925 yılında babasının tayini ile Samsun'a giden Dilligil, orada Samsun Türk Ocağı'nda ilk tiyatro çalışmalarına başladı. Samsun Türk Ocağı'nda ilk olarak Abdülhak Hamit'in aynı adlı oyununda "Eşber" rolünü oynadı. Daha sonra Muhsin Ertuğrul'dan seyrettiği "Cehennem" piyesini sahneye koydu ve oynadı. Sahneye çıkmasına karşı gelen babası onu yaz aylarında lokomotif atölyesine çırak olarak verdi. Ancak Karadeniz turnesi'ne çıkan Darülbedayi'nin Samsun da verdiği temsilleri seyreden Dilligil, şöyle düşündü;"İçimde yanan sanat aşkı, her manii devirip aşama yaptıracak kadar kuvvetlidir". Dilligil, Samsun'dan ayrılıp İstanbul'a gitmeye karar verdi. İstanbul'a gelen Dilligil, Galata'da küçük bir otele yerleşti. İlk profesyonel deneyimini bir tuluat tiyatrosunda yapan Dilligil, bu tarz tiyatrolarda yapamayacağını anladı ve Darülbedayi'nin yolunu tuttu. 1927 senesinde açılan sınavı kazanarak "Hamlet" piyesinde figüran olarak Darülbedayi'de aktörlüğe başladı. Aynı yıl Muhlis'in çocukları ve Süreyya 0pereti'nde çeşitli oyunlarda oynadı. Ardından Raşit Rıza Trupu'na geçerek sanat çevrelerine adını ilk duyurduğu rol olan "Kamelyalı Kadın" piyesinde "Arman Duval"i oynadı. 1933 yılında Dilligil, Raşit Rıza ile çıktıkları bir Ankara turnesinde o sırada Ankara Halkevi Tiyatrosu'nda oynayan ilk eşi Nezahat Tanyeli ile tanıştı ve evlendi. 1934 yılında Avni ve Nezahat Dillgil çifti İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'na girerler. Çiftin 1935 yılında oğulları Erhan DİLLİGİL dünyaya gelir.  1935 yılında Raşit Rıza'nın kurmak istediği Ankara Şehir Tiyatrosu için tekrar Ankara'ya dönerler. Bu girişim çeşitli sebeplerden başarısız olur. 1937 yılında Atatürk'ün emri ve dönemin başbakanı Celal Bayar'ın görevlendirmesiyle yakın doğuya, "Türkiye Cumhuriyeti Tiyatrosu'nu Tanıtma Turnesi"ne çıkar. Suriye ve Irak'a gider. Aynı yıl askerlik görevini yapar.

AVNİ DİLLİGİL

1938 yılında Ankara radyosu temsil kolu'nda çalışmaya başlarlar. Ankara Çocuk Esirgeme Kurumu'nda Hintli yazar Tagor'un "Mektup" adlı oyununu sahneye koyar. 1938 yılında ilk sinema deneyimi, Atatürk devrimlerini anlatan "Doğan Çavuş" filminde Doğan Çavuş rolünü oynamasıyla başlar. 1940 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu'na geri döner. Muhsin Ertuğrul'un yönettiği "Hamlet"te "Leartes" rolünü oynar. Karamazof Kardeşler, Suç ve Ceza, Ayakatakımı Arasında gibi oyunlarda rol alır. 1941 yılında "Kahveci Güzeli" adlı filmde oynar. 27 Aralık 1942'de İstiklal caddesinde eski Fransız Tiyatrosunda Ses Tiyatrosu ve Opereti'ni kurar ve oyunlar yönetir. Operet perdelerini, Ekrem Reşit Rey'in yazdığı müziklerini Cemal Reşit Rey'in yaptığı "Hava Civa" operetiyle açar. Gönülden Gönüle, O Adam, Yaşasın Spor, Fuar Yıldızı, Lüküs Hayat gibi operet ve melodramları sahneye koyar ve oynar. 1943 yılında Amerikan Kız Koleji'nde "Elektra" isimli oyunu sahneye koyar. 1944 yılında çeşitli anlaşmazlıklardan dolayı Ses Opereti'nden ayrılır, Avni Dilligil Tiyatrosu'nu kurar ve turneye çıkar. Bir sene sonra eski hocası Raşit Rıza ile tiyatrolarını birleştirirler. 1946 yılında bir kaç yıl önce çalışmalarına başladığı İzmir Şehir Tiyatrosu'nu kurar. İlk oyun olarak sahnelenen Strinberg'in "Suçlu mu?" adlı piyesini hem sahneye koyar hem de oynar. 1950 senesinde İzmir Şehir Tiyatrosu'nun belediye meclisi eliyle kapatılmasından sonra Dilligil, sanatçı arkadaşlarını toplayarak 1951'de Bizim Tiyatro yu kurar. Cevat Fehmi Başkut'un "Sana Rey Veriyorum" adlı oyunuyla Anadoluya ve Kıbrıs'a turneye çıkarlar. Grup Ankara turnesi sonrası dağılır. Dilligil, İstanbul'a döner tekrar Ses Tiyatrosu'nda rejisörlüğe başlar. 1953 senesinde İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği'ne bağlı bir amatör tiyatronun yönetilmesi ve çalıştırılması için Dilligil'e müracaat edilir. Böylece Dilligil, amatör gençlerle beraber Gençlik Tiyatrosu'nu kurar. Gençlik Tiyatrosu çok başarılı olur. 1954 senesinde Almanya'nın Erlanger şehrinde, Dilligil'in yönettiği Brezilyalı yazar Pascal Karlos Magno'nun yazdığı "Yarın Başka Olacaktır" adlı oyunla Uluslararası Üniversiteler Tiyatro Festivali'nde birinci olurlar. Dilligil, Çığır Sahne - saat 6 Tiyatrosu'nu kurar. 1956'da tekrar İzmir'e dönen Dilligil burada Ara Tiyatro'yu kurar. İkinci eşi Belkıs Dilligil'den oğlu Rahmi Dilligil dünyaya gelir. 1960 senesinde İstanbul Şehir Tiyatrosu'na geri döner. Burada Bu Melek Satılık Değil, Sinekler, Hırçın Kız, İmtahan Yılı piyeslerinde oynar, Satıcının Ölümü, Sabrı-Sebat oyunlarını yönetir. Tarık piyesinde istifa ederek tiyatrodan ayrılır.

AVNİ DİLLİGİL

1963 senesinde Aksaray'daki Saydan pasajında Halk Tiyatrosu'nu kurar. İlk oyun olarak Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Füruzan H.Tökin tarafından sahneye uyarlanaran "Şıp Sevdi" adlı müzikli,danslı 3 perdelik komediyi sahneler. Ardından Toros Canavarı, Sam Rüzgarları, Ayaktakımı Arasında, Harem ve Kırmızı Fenerler piyeslerini oynar. Dilligil, Aksaray'daki tiyatroda tutunmak ister ama maddi zorluklar peşini bırakmaz. 1967 yılında Halk Tiyatrosu'nun ismini Avni Dilligil Tiyatrosu olarak değiştirir ve tekrar Anadoluya turneye çıkar. 1969 senesinde Anadolu turnesi dönüşü Dilligil, Ankara'da Tiyatro Dilligil adıyla eski Dram Tiyatrosu'nda daimi temsiller vermeye başlar. Şıp Sevdi, Hacı Bektaş-ı Veli oyunlarını oynar. Aynı yıl kızı Çiçek Dilligil dünya'ya gelir. Dilligil, İstanbul'a döner ve film çalışmalarına ağırlık verir. 1970 yılında Dilligil Tiyatrosu adıyla kendi yazdığı "Bilali Habeşi" oyunuyla İstanbul ve çevresinde oyunlar oynamaya başlar. İzmit'te kalp krizi geçirir ve bir süre istirahat eder. Yine aynı sene KaracaAhmet Sultan Derneği yararına dernekteki gençleride alarak "Hacı Bektaş-ı Veli" oyunu'nu Harbiye Spor ve Sergi Sarayı'nda oynar. 1971 senesinde film çalışmaları devam ederken ani bir ayak şişmesi sebebiyle Haydarpaşa Göğüs Cerrahisi Hastanesi'nde 15 gün tedavi altına alınır. Bir ay istirahate çıkar. Nisan ayında Kadıköy İl Tiyatrosu'ndan gelen teklifi kabul edip Nazım Kurşunlu'nun yazdığı "Merdiven" piyesi'nin provalarına başlar. 21 Mayıs 1971'de oyun sonrası dinlenmek için gittiği tiyatronun müdüriyet odasında geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata veda eder.

 

Tiyatronun yanı sıra pek çok filmde oyunculuk ve yönetmenlik yapan Dilligil, içinde hiç sönmeyen tiyatro ateşiyle Türk Tiyatrosuna ve özellikle amatör tiyatromuzun gelişmesine emeği geçmiş bir sanat adamıdır. Tiyatromuzesi.org olarak bu serginin yapılmasında bize kişisel kolleksiyonunu açan sayın Yavuz Pekman'a, bizden desteğini esirgemeyen Sayın Çiçek Dilligil'e sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. İyi seyirler.

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

 

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

AVNİ DİLLİGİL

ENGİN ULUDAĞ'IN OBJEKTİFİNDEN

"Engin Uludağ'ın Objektifinden" fotoğraf sergisi, İstanbul Şehir Tiyatrosu yönetmenlerinden Engin Uludağ'ın 1970'li yıllarda çektiği tiyatro sanatçıları fotoğraflarından oluşmaktadır.Bu sergide oyunculardan yönetmenlere , yazarlardan tasarımcılara pek çok tiyatro sanatçısının o döneme ait fotoğraflarını bulacaksınız.Pek çoğu şu an aramızda bulunmayan Muhsin Ertuğrul'dan Vasfi Rıza Zobu'ya, Beklan Algan'dan İsmet Ay'a, Turgut Atalay'dan Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya tiyatro sanatına emeği geçmiş sanatçıların o dönemdeki portrelerine Engin Uludağ'ın objektifinden bakacaksınız.Bu sergi için bize arşivini açan Sayın Engin Uludağ'a sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.İyi seyirler.

ENGİN ULUDAĞ

Engin Uludağ, 1934 yılında İstanbul da doğdu. 1960-61 sezonunda Nüvit Özdoğru'nun yönettiği "Çalıkuşu" oyunuyla Şehir Tiyatroları'na girdi. 1967 yılında rejisörlüğe başladı.İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve yine İstanbul Üni.Ed.Fak.Sanat Tarihi Bölümlerini bitirdi.Uludağ,  Şehir Tiyatrolarında Yönetim Kurulu ,Repertuar ve Disiplin Kurulu üyeliği, Yıldız Sarayı Mütevelli Heyeti Üyeliği,I.T.I Türkiye Milli Komisyon Üyeliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı ve Yeditepe Üniversitesinde Öğretim Görevlisi olarak çalışan Uludağ, halen Kadir Has Üniversitesinde ders vermektedir.Pek çok ödül almış olan Uludağ'ın yönettiği oyunlardan bazıları,Cem Sultan, Askerliğim, Hürrem Sultan, Bizans Düştü, IV.Murat, İhtiras Tramvayı,Kendi Gök Kubbemiz ve Tozlu Çizmeler'dir.

NOT:Bu sergide bulunan tüm fotoğrafların hakları Sanatçı Engin Uludağ'a aittir.Eserler Sanatçıdan ve sitemizden izinsiz olarak kopyalanamaz, kaydedilemez ve yayınlanamaz.

 

SERGİ GİRİŞİ - ENGİN ULUDAĞ'IN OBJEKTİFİNDEN

 

 

NÜVİT ÖZDOĞRU SERGİSİ

NÜVİT ÖZDOĞRU (1925-2002)

 

Nüvit Özdoğru 1925 yılında İstanbul'da doğdu.1946 yılın da Robert Kolej'in Edebiyat bölümünden mezun olan Özdoğru, 1948 yılında Amerika'ya giderek orada yedi yıl kalmış,Washington Devlet ve Winsconsin Üniversitelerinin Dil,Hitabet ve Tiyatro Fakültelerinde yüksek öğrenim ve ihtisasını tamamlamıştır.Amerika'daki öğrenimi sırasında Ahmet Kutsi Tecer'in KÖŞEBAŞI piyesini İngilizceye tercüme etmiş,dekorlarını çizmiş,sahneye koymuş ve baş rolü oynamıştır.Öğrenimi süresince Amerikada üç defa yılın en iyi aktörü seçilmiştir.İhtisasını bitirdikten sonra Amerika içinde "Modern Türkiye" konulu bir konferans turnesine çıkmış radyo,televizyon ve filmlerde yazar,oyuncu ve spiker olarak çalıştı.1955 yılında Kore'de askerlik görevini tamamlayan Özdoğru,geçirdiği bir boğaz rahatsızlığı neticesi iki yıl konuşamadı.Özdoğru bu zaman zarfında "TÜRKÇEMİZ" adlı dil kitabını yazdı.1959'da "Yaramaz Çocuk" adlı oyunla Şehir Tiyatroları'na girdi.Şehir Tiyatroları'nda ve Radyoda oyunculuk ve yönetmenlik yaptı.Çeşitli sahne ve radyo oyunlarını dilimize çeviren Özdoğru,Tecer'in Köşebaşı , Taner'in Keşanlı Ali Destanı adlı oyunlarını ingilizceye çevirdi.1966'da Siğil Taş Olsa adlı şiir,taşlama,devşiri kitabını yazdı.1976'da Yasak Topraklar'la Ankara Sanatseverler Derneği "Çeviri Oyun" ödülünü,1978'de Bir Daha Oyna 1984' Amadeus adlı oyunlarla Avni Dilligil ödüllerini kazandı.1982 yılında Şehir Tiyatrolarından emekli olan Özdoğru çeşitli dergilerde resim ve müzik sanatı üzerine eleştri ve incelemeler yazdı,dizi ve sinema filmlerinde oynadı.Özdoğru geçirdiği bir beyin kanaması sonucu hayatını kaybetti.

 

BİZ NÜVİT'İ GEÇEN HAFTA YİTİRMEDİK - ÜLKÜ TAMER

"Bizim zamanımızda çağdaş sanat denildi mi Manet'den başlanır, Cezanne'a geçilir, oradan kübistlere atlanır, Picasso'nun öteki dönemleri üzerinde durup Mattise de yeterince övüldükten sonra soyutçularda karar kılınırdı. Şaşmaz bir kalıptı bu." Bunlar Nüvit Özdoğru'nun sözleri. Onun Milliyet Sanat dergisinde yayımlanan yazılarını okuyor musunuz? Doğrusunu isterseniz, ben okumuyordum. Geçenlerde 10-15 kadarını topluca okuma olanağını yakaladım. Neden daha önce okumamışım diye hayıflandım. Sözünü ettiği o 'şaşmaz kalıp'ın dışına çıktığımı gördüm. Özdoğru bir yazısında şöyle diyor: "Hintli Müslüman ressam Husain'den söz etmiştik. O sayıyı, kalktım, bir ressam arkadaşa hediye ettim. Yazımı okumamış. Nedenini sorduğumda, 'Ben o ressamı tanımıyorum ki...' dedi." Sizi bilmem ama benim aklımın almayacağı bir şey. Daha önce bilmediğiniz bir sanatçıyı tanımaktan daha keyifli ne olabilir ki! Gustave Caillebotte, Carel Fabritius, Robert Motherwell, Jasper Johns, Xal Solar, Peder Severin Kroyes, Edvard Petersen, Albert Edelfeit, George Bellows, George Luks, John Sloan... Resim konusundaki bilgisizliğime verin, bu adları daha önc eduymamıştım bile. Nüvit Özdoğru, onları tanıttı bana. Çağlarıyla, dünyalarıyla ilişkilerinin altını çizerek. Keyifli bir anlatımla. Yeni güzellikler kazandırdı. ............Yukarıdaki satırları yaklaşık beş yıl önce yazmışım. O yazımda sadece bir yanına değiniyordum Nüvit'in. Aslında o çok yanlı değil, çok yönlü bir insandı. Resim yapardı; uzmanlık sınırına dayanmış bir müzik dinleyicisiydi; kılı kırk yaran bir çevirmendi; titiz bir dilciydi; usta bir oyuncuydu. Türkçeyi iyi bilen, doğru kullanan yazarlardan biriydi. Sadece öztürkçe kelimelere sığınarak, 'hislerine hakim olamadı' yerine 'duygularına yargıç olamadı' gibi dil mucizeleri yaratanlar 'eski kafalı' damgasını vurmuşlardı ona. Oysa Nüvit, güzel dili sadece kelimelerin oluşturmadığını biliyor, ayrıntılara, ayrımlara inerek inceliklere dikkat çekiyor, yanlışları gösteriyordu. "Titiz bir dilciydi," dedim. Her konuda, her alanda titizdi. Çok iyi bildiği Shakespeare için bile, televizyonda beş dakika konuşma yapmadan önce sınavlara hazırlanan bir öğrenci gibi çalıştığına tanık oldum. Üç-beş kitap alabilmek için uyduruk dizilerde üstlendiği kısacık rollerine Kral Lear'e hazırlanır gibi hazırlandığını gördüm. Bu titizliği günümüz Türkiye'sinde ona yalnızlıktan başka ne getirebilirdi? Hayal kırıklıklarından başka ne kazandırabilirdi? Biz Nüvit'i geçen hafta yitirmedik. Onu çok daha önce toprağa vermiştik.
 
 
Bu yazı Ülkü TAMER'in 26/02/2002 tarihli Radikal Gazetesindeki yazısından alınmıştır