MÜZEDEN HABERLER


*"HATIRALAR GALERİSİ" bölümümüz açıldı.

*Yavuz PEKMAN "BİR GÜZEL YAYGARA" başlıklı yeni yazısıyla tiyatromuzesi.org'da

*Levend YILMAZ tiyatro tarihimize ışık tutan yazılarına devam ediyor. "ADANA BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROSU" tiyatromuzesi.org'da

*"AVNİ DİLLİGİL SERGİSİ" açıldı.

* "SAHNE ARKASI" bölümümüz açıldı.Fotoğraflar menüsünden bu bölüme ulaşabilirsiniz.

*Sitemize üye olarak yeni gelen eserlerden haberdar olabilir,ana sayfadaki yazılara yada müzemizdeki eserler için yorum yazabilirsiniz.






selcuk günlüğü

 

 

1964 yılında Muhsin Ertuğrul tiyatro'nun Haysiyet Divan'ına verilir. Belediye Meclisi bu olaya neden olarak, Muhsin Ertuğrul'un Türk Tiyatrosu dergisinin 364 üncü sayısında yayımladığı baş yazıyı gösterir. Daha sonra dergi "Perde Açılıyor..." başlıklı bu yazı dergiden yırtılarak satışa sunulmuştur.

 

PERDE AÇILIYOR...

 

Geçen yıl Şehir Tiyatrosu, İstanbul'un çeşitli semtlerinde 1277 temsil verdi. Bu 1277 temsilin 900 temsilini yerli yazarlarımızın 15 piyesi, geri kalan 377 temsilini tercümesi oynanan 10 eser teşkil ediyor.

Yerli yazarlarımıza teşekkürler ederken öz çocuklarının eserlerine bu büyük ilgiyi gösteren sayın İstanbullulara da minnetle bağlılığımızı ulaştırırız. Bir mevsimde yalnız bir tiyatroda 15 Türk piyesi şimdiye kadar hiç görmediğimiz hir sayı.

Bir yönümüz böylesine gelişirken, tiyatronun bağlı olduğu İstanbul Belediyesinin Şehir Meclisinde tatsız tutsuz, ipe sapa gelmeyen, onların bilgi ve ihtisas sınırlarını aşan ahenksiz sesler yükseldi. Bir bakıma iyi oldu. Çünkü bu sesleri çıkaranların tiyatro konusunda hiçbir şey, ama hiç birşey bilmedikleri, hatta kendi görevlerini de iyi kavrayamadıkları ortaya çıktı. Bunları kendilerine açıklamayı, tarih önünde, kendime borç bildim. Bana bu fırsatı verdikleri, kendilerinden sonra geleceklere de ders olacağı için teşekkür ederim.

-2-

Baylar, bayanlar, niçin bilmediğiniz şeylere burnunuzu sokarak, kendinizi küçük düşürüyorsunuz? Az çok okur yazar kişiler bilirler ki, tiyatro çok eski bir kurumdur. Tarih, medeniyet tarihiyle at başı beraber yürür. Önümüzdeki yıl «Delphi» de, kuruluşunun 2500'üncü yaşı kutlanacak. Sizlerin, bu kadar eski bir geçmişi olan tiyatronun bugüne kadar geçirdiği değişiklikleri bilmenize imkan var mı?

Kurulduğu günden bu yana tiyatrolar hürriyetlerini, özgürlüklerini muhafaza etmişlerdir. Her tiyatro, örgüt bakımından bazı yerde devlete, bazı yerde belediyeye bağlıdır ama işine ve idaresine sanatçılardan gayrisi burnunu sokmamıştır. Çünkü tiyatro, Aristophanes zamanından beri topluma önderlik eder, devleti, hükûmeti idare edenIeri denetler. Her konuda yol gösterir. Görevi, gerçeği, güzeli, iyiyi tanıtmaktır. Bunu nasıl yapar, bilir misiniz? Şöyle: Gerçeği; yalancıların, mürailerin, yobazların, dalaverecilerin, gözü doymaz midecilerin ahlâksızlığını, kapkaçlığını, kalpazanlıklarını ortaya koyarak gösterir.

Güzeli; salak kocalarla şıllık karıların çirkinliklerini çişindirerek, maskelerini al aşağı ederek gösterir.

İyiyi; kötülüklerini arayıp bulup deşerek, teker teker halkın gözü önüne sererek gösterir.

İşte bunları görmek istemeyenler, daha doğrusu kendilerini bunlar arasında tanıyanlar aynaya yazarlar, sahneyi basarlar, bu eski bir âdettir.

Aristophanes eserlerinde, o günkü cemiyetin en çok üstünde durduğu konularla uğraşır, onlarla eğlenir, en önemli, en gözde insanları denetler, hicveder, yerer, hatta Tanrılarla bile eğlenirdi. Eski Yunan'da tiyatronun görevi toplumun yararına güdülecek amacı çizmekti. Onun için Eflatun, Atina cumhuriyetinin demokrasiyle değil, Theatrocratile ile idare edildiğini söylemiştir. Resmi iktidar çevresinin dışındaki gerçek iktidar yalnız tiyatrodaydı. Bugün dünyada basının yaptığı görevi tiyatro yapıyordu. Gören göz, işiten kulak, söyleyen ağız, hüküm veren hakim sorguya çeken savcı tiyatroydu.

Hiç bir devirde tiyatro, bu hükûmet dışı eleştirme, denetleme yönünü kaybetmemiştir. Fransa'da Moliere, sahte dindarları mürailikle suçlar, Almanya'da genç Schiller, «Haydutlar» piyesiyle «Mannheim» tiyatrosunun sahnesinden iktidardaki haydutlara seslenirdi, Alman imparatoru; Cerhart Hauptmann'ın «Dokumacılar» piyesini oynadığı için Reinhard'ın tiyatrosundaki locasını bırakmış, ama tiyatronun hürriyetine karışmamıştı. Hitler'in yüzüne; en parlak devrinde Marquis Posa'nın ağzından, «Efendimiz, düşünce hürriyeti veriniz,» diye bağıran Berlin'de Deutsches Theater sahnesi olmuştu. En koyu istibdat altında bile tiyatro, her yerde, her zaman hürriyetini korumuştur.

Haydi bu zevat bunları okumadılar, duymadılar diyelim. Yakın yılların Türk tiyatro tarihini de mi işitmediler? Memleketimizde tiyatronun çocukluk çağı sayılan senelerinde sarayın istibdadı, zaptiyesi, sansürü, zindanı, sürgünü altında bile tiyatronun Osmanlı imparatoruna baş kaldırdığını kafa tuttuğunu da mı okumadılar?

Vatan şairi Namık Kemal, başyazarlık ettiği «ibret» gazetesindeki ilerici yazıları için değil, Gedikpaşa Tiyatrosu'nda oynattığı piyesi için sürülmüştü.

1873 nisanında Magosa'ya sürmek için Namık Kemal'i Gedikpaşa Tiyatrosu'nda yakaladılar, oradan alıp götürdüler. Tiyatro her zaman olduğu gibi o günlerde bile öncülerin tek sığınağı olmuştur. Her zaman, her yerde olduğu gibi gericileri ürküten, kötüleri korkutan niteliğini bugün de kaybetmemiştir.

O zamanlar padişahın emriyle saray başkâtibi Ali Rıza Paşa tarafından sadrazâmlığa gönderilen şu mektuba bir bakınız:

«Tiyatroda icra olunan oyunla tertip edenler tarafından aslâ ehemmiyet verilmeyip «hürriyet» kelimesinin dahi haddinden fazla kullanılarak birtakım münasebetsiz oyunlar oynandığından bundan böyle bunun gibi ahlâk bozucu olan oyunların yasak edilmesine dikkat ve itina olunması.»

Bu vesika ile, Şehir Meclisinden tiyatroya dil uzatan ağız arasındaki benzerliğe bakınız bir kere.

Önce bilinmesi gereken şeyşudur: Tiyatro, her gün değişen hükûmetlerin, midecilerle dolan partilerin üstünde bir kurumdur. Toplum ona ancak «hürriyet»i, özgür çalışması için ödenek verir.

İstediğimiz zaman biz; İbsen'in «Halkın Düşmanı» nı oynar, çoğunluğu aldatan cahil belediye reislerinden örnekler gösteririz. İstediğimiz zaman biz, rüşvet alan memurları, bilgisiz maarif nazırlarını sahneye çıkarırız. Bunlar için ne Şehir Tiyatrosuna, ne Devlet Tiyatrosuna dil uzatmaya kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur.

Şehir Meclisi üyelerinden bir kaçı, eğer tiyatroyu özel çiftlikleri, sanatçılarını da parayla tutulmuş kâhyaları sanıyorlarsa, uyansınlar. Bu tiyatro, sanatçılarındır. Belediyeyle ilgisi, şehirliden vergiyi belediye topladığı ve tiyatro toplumun hizmetinde olduğu bu vergiden payına düşeni belediye kanalıyla aldığı içindir. Tiyatro; hükûmetlerin veya belediyelerin lûfuyla yaşayan bir arpalık değildir. Aldığı ödenek; topluma verdiği yüksek ruh ziyafetinin, seyirciye yaptığı eğitim ve kültür görevinin karşılığıdır.

-3-

Almanya bugün 233 tiyatrosuna 300 milyon mark veriyorsa, bu yardım tiyatroların «hürriyet» içinde çalışmaları, ve özgürlüklerini koruyabilmeleri içindir. Nitekim son yıllarda hükûmet ve yobazlar çevresinde büyük gürültüler doğuran Papalık aleyhindeki Hochhoth'un Stellvertreter piyesine karşı gericiler tarafından yapılan ayaklanmalara rağmen oyunu kesmeyen, sahneden kaldırmayan, işte bu özgürlük ve hürriyet ruhudur.

-4-

Tiyatro; topluma doğru rotayı çizen bir pusula, memleketin kültür derecesini ölçen bir termometredir.

-5-

Bu konuda söylenecek, yazılacak çok şeyler var daha.

 

 

AKSARAY KÜÇÜK OPERA

 

 

Aksaray'dan Topkapı yönüne doğru döndüğünüzde, yol ikiye ayrılır. Sağda Adnan Menderes Bulvarı, sol tarafta Millet Caddesi ( şimdiki adıyla Turgut Özal Caddesi) vardır. Siz sol yönü takip ettiğinizde sağ yanınızda Muratpaşa Camii ile karşılaşırsınız. İşte bu cami'nin yanında yükselen, işyerlerinin bulunduğu binanın yerinde eskiden, 1939 senesinde Emek Sineması ismiyle işletilmeye başlanan 1946 'da da Aynur Sineması ismini alan bir sinema salonu vardı. İsmail Şirin'e ait olan bu salonda, 1950'li yılların sonlarında film gösterilerinin yanısıra zaman zaman Tevhit Bilge Topluluğu oyunlar sergilerdi. 1959 yılının Ekim ayında Milliyet Gazetesine verilen bir ilanda şu sözcüklerle karşılaşıyoruz: "Aksaray'da Millet Caddesi'nde yeni yapılan Küçük Opera sinema ve tiyatrosunda bu akşamdan itibaren her gece 21,30 da Tevhit Bilge Tiyatrosu, cumartesi, pazar, çarşamba saat 16,00 da tenzilatlı talebe ve halk matineleri". Aynı gazetenin 24 Ekim'deki ilanın da ise Tevhit Bilge'nin T. Bernard'dan Bedia Muvahhit'in uyarladığı "Mebus Olacağım" adlı oyunu sahnelediğini öğreniyoruz. 1959 yılının sonunda bu salon, Tevhit Bilge'nin önerisiyle tiyatro salonu haline getirildi ve de salon 'Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu' adını aldı. Bu ad hem salonun hem de burada biraraya gelen tiyatrocuların kurdukları toplulukların adı olarak anılmaya başladı. Daha çok vodvillerin ve bulvar komedilerinin sergilendiği 500 kişilik bu şirin salonda bir çok topluluk perde açtı. Tiyatro'nun işleyişi şöyleydi ; İsmail Şirin her sezon bir tiyatrocu ile anlaşır, onun bir topluluk kurmasında yardımcı olur ve salonunu bu gruba yüzde karşılığı kiralar ya da ortaklık oluştururdu. Bu da çok cazip gelirdi tiyatroculara. Ancak, İsmail Şirin, çoğu zaman kurulan topluluklarla ya da topluluğu oluşturan kişilerle anlaşmazlığa düşer, yeni bir topluluk yerleştirirdi salonuna. Önemli olan, bu toplulukları oluşturan kişilerin sahnede ya da sinemada tanınmış, ünlü kişiler olmasıydı.

 title=

 

Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu, 1959-60 sezonunda perdelerini, Tevhit Bilge'nin oluşturduğu topluluğun "Mebus Olacağım"1 adlı oyunuyla açar. Oyunda; Tevhit Bilge, Daver Yüklen, Coşkun Delikan, Orhan Erdamar, Turgut Aktaş, Hikmet Pulat, Birsen Menekşeli, Lâle Ceylan, Melahat Özekit oyuncu olarak rol alırlar. Ancak 1960 yılının başında, 19 Ocakta, Tevhit Bilge, gazetelere verdiği 'Mühim Açıklama' başlığı taşıyan bir ilanla, Küçük Opera Sinemasıyla bir ilişkisinin kalmadığını bildirir. İki gün sonra, bu kez Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu adına bir ilan çıkar. İlanda şu sözcükler yer alır: "Perde ve sahnemizin biricik komedyeni Çeto Orhan Erçin muvaffakiyetle 'Mebus Olacağım' temsiline devam etmektedir. 150. Oyun". Topluluktan Tevhit Bilge ayrılmış yerine Orhan Erçin gelmiştir. Oyun, ocak ayının sonuna kadar devam eder ve şubat ayında 'Vatan Cephesi' adıyla yeni bir oyun sergilenmeye başlanır Küçük Opera'da. Tevhit Bilge 6 Şubat 1960 günü Milliyet Gazetesine verdiği bir ilanla 'Mebus Olacağım' ve 'Vatan Cephesi' adlı oyunların kendi tiyatrosundan kopya edildiğini bildirir ve "Bu teşekkül ile (Aksaray Küçük Opera) hiçbir ilişkimiz yoktur. Bu hususta alakalı makamlara müracaat edilmiştir. Tiyatromuz yakında yeni binasında mutat temsillerine başlayacaktır" açıklamasını yapar. 'Vatan Cephesi' adlı oyun o yılın mart ayının sonuna kadar devam eder. Mart ayında 'Tahliye Kararı' adlı bir oyun daha sahnelenir. 'Mebus Olacağım' adlı oyun şubat ayı başında kalkmıştır. Nisan ayında gelecek oyun olarak 'Bucak Başkanı Cürmü Meşhut' olarak açıklansa da yeni oyunun adı 'Deliler Evleniyor' olur. 1959-60 sezonu bu oyunla sona erer. Yaz aylarında Muammer Karaca'nın Aksaray Küçük Opera salonunu kiralayacağı, Beyoğlu'ndaki salonunun yanısıra burada da temsiller vereceği haberi çıkar gazetelerde. Fakat bu gerçekleşmez.

1960-61 sezonunda yeni bir topluluk girer Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'na: Altan Karındaş ve Arkadaşları. Bu 'Arkadaşları' nitelemesi o dönemlerde pek sık kullanılır. Ünlü bir ya da iki oyuncunun adıyla birlikte 'Arkadaşları' sözü eklenir, böylece tiyatro grubunun önemli bir topluluk olduğu imajı verilir seyircilere. Altan Karındaş bir ekip oluşturmuş, deneyimli tiyatrocu Agâh Hün'ü almıştır yanına. Oynayacakları oyun geçen sezon Dormen Tiyatrosu'nda sahnelenen Andre Roussin'in 'Küçük Kulübe' adlı oyunudur. Nisa Serezli'nin dilimize çevirdiği oyunu Agâh Hün sahneye koyar. Eylül ayında sahnelenmeye başlayan oyunda Altan Karındaş'ın yanı sıra Sadettin Erbil, Bülent Koral ve Gürdal Onur rol alırlar. Ekim ayında Agâh Hün Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu adına Cevat Fehmi Başkut'un 'Sana Rey Veriyorum' adlı oyununu koyar sahneye. İhsan Balkır, Asuman Arsan, Pervin Par, Diclehan Baban, Suzan Avcı, Suphi Kaner, Muharrem Gürses gibi ünlü sinema oyuncularının rol aldığı kalabalık bir kadro yer alır oyunda. Anlaşıldığı kadarıyla oyun pek tutmaz. Küçük Opera'nın ilk gözağrısı 'Mebus Olacağım' adlı oyun Agâh Hün tarafından tekrar sahnelenir. Altan Karındaş ve Arkadaşları'nın 'Küçük Kulübe'si oyuncu kadrosunun az olması nedeniyle olsa gerek sahnedeki yerini korumaktadır. Ardından 'Döner Yataklar' 2, 'Üç Karılı Koca', 'O Kadın'3 ve 'Üç Kafadarlar' adlı oyunlar sahnelenir. Sezonun sonuna doğru Tek Tiyatrosu adıyla Sadi Tek iki oyunla girer Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'na. Bunlar 'Erkekler Kırkından Sonra Azar' ve 'Paşa Hazretleri' adlı oyunlardır. Eski dönemlerde seyircinin ilgisini kazanmış oyunlar sergilenir bu dönemde Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda.

Geçen yaz gazetelerde çıkan Muammer Karaca haberi 1961-62 sezonunda gerçekleşir. Karaca Tiyatrosu, ünlü oyunu 'Cibali Karakolu'nu, artık Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda sunacaktır seyircilerine. Daha sonra bu oyununun yanı sıra 'Senatür' adlı oyununu da burada sergilmeye başlayacaktır Muammer Karaca. Arada bir de 'Cümbüş Palas' adlı oyun sahnelenir Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda. 1962 yılının başlarında Orhan Erçin ağırlığını koyar. M. Camoletti'nin yazdığı Füruzan Tekil'in dilimize çevirdiği, 'Aman İdare Et' adlı komedi sahnelenmeye başlanır. Oyunda Orhan Erçin'in yanısıra, Fikri Çöze, Necabettin Yal, Ayten Güvenç, Gazanfer Özcan, Handan Adalı ve Doğu Erkan rol alır. Gazanfer Özcan İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'ndan ayrılmış Küçük Opera'nın kadrosuna girmiştir. Mart ayı'nın sonlarına doğru M.Hennequin'den Selami İ. Sedes'in uyarladığı 'Üçüzler' adlı oyun sahne alır ve sezon Robert Thomas'ın yazdığı Zihni Küçümen'in dilimize çevirdiği 'Matrak Geçme Komiserim' adlı oyunla sona erer. O yaz salonun sahibi İsmail Şirin, tiyatrosuna yeni bir topluluk aramaktadır. Gençlik Tiyatrosu'ndan Orhan Erçin grubuna geçen Ergun Özcan'la anlaşmaya çalışmaktadır. Bir yandan da Ankara Devlet Tiyatrosu'ndan olaylı bir biçimde ayrılan Saim Alpago'nun oluşturacağı söylenen tiyatro topluluğundan söz edilmektedir.

ALPAGO TİYATROSU

 

1960 Darbesi olmuş. Yeni anayasa, ülkede az da olsa bir aydınlanma hareketi başlatmıştır. Artık Küçük Opera'da vodvillerden komediye, uyarlamalardan batılı yazarların oyun çevirilerine geçme zamanı gelmiştir. Tiyatro Alpago ile başlar Aksaray Küçük Opera'da 1962-63 sezonu. Saim Alpago, Altan Karındaş ile Aldo Nikoai'nin, Melih Vassaf ve Gülay Türker'in birlikte çevirdikleri 'Hayat Tatlıdır' adlı oyununu oynamaya başlar. Fakat kısa bir süre sonra topluluk İsmail Şirin ile anlaşamaz ve oyunu Elhamra Tiyatrosu'na taşır. Yerine Münir Özkul ve Arkadaşları gelirler. "Generalin Aşkı" adlı oyunu sergilemeye başlarlar. Jean Anouilh'in yazdığı Lütfi Ay'ın dilimize çevirdiği ve iki yıl önce Ankara Devlet Tiyatrosu'nda "Toreodorlar Valsi" ismiyle oynanan oyundur bu. Kadroda şu sanatçılar vardır: Münir Özkul, Suna Selen, Seden Kızıltunç, Merih Dinçoy, Zeki Dinçoy, Aysel Gürel ve Günfer Feray. Fakat, kısa bir süre sonra, yine ne olduysa bu sefer de salon sahibi ile anlaşamayan Münir Özkul terkeder Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nu. Ünlü oyuncu Naşit'in çocukları, Adile ve Selim Naşit kardeşler Naşit Tiyatrosu adıyla bir grup oluşturmuşlardır. Bu topluluk gelir Aksaray Küçük Opera'ya. Naşit Tiyatrosu evvelce Muammer Karaca'nın "Bulunmaz Damat" diye oynadığı "Oscar" adlı komedisini, "Matrak Kız" adıyla oynamaya başlar. Ziya Keskiner'in yönettiği oyunda; Adile Naşit, Zeki Alpan, Orhan Erdamar, Meral Küçükkörmükçü, Benal Öz, Emel Çeviren, Hayrünisa Birgün, Turgut Aktaş, Yücel Altuğ ve Arban Erçin oyuncu olarak görev almaktadır. 1963 yılının Mart ayında ise, İstanbul Şehir Tiyatrosu'ndan ayrılan Gazanfer Özcan bir grup oluşturur. Küçük Opera'da, Gazanfer Özcan ve Arkadaşları adıyla Müsahipzade'nin 'Mum Söndü' adlı oyununu sahnelenmeye başlar. Oyun, bir önceki yıl İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda seyirciyle buluşmuş büyük ilgi görmüştür. Oyunda şu oyuncular rol alır: Gazanfer Özcan, Gönül Ülkü, Neş'e Yulaç, İlhan Hemşeri, Tevfik Gelenbe, Zafer Önen, Meriç Başaran, Necmi Tarlan, Yavuz Şeker, Ümran Ertok ve Orhan Erçin. Artık yıllarca perdelerini İstanbul'da açacak olan Gönül Ülkü Gazanfer Özcan Tiyatrosu'nun temelleri atılıyordur burada. Reşit Baran'ın yazdığı, Orhan Erçin'in sahneye koyduğu 'Bebek Davası' adlı oyun sahnelenir ardından. Mayıs ayının ortalarında turneye çıkar topluluk. Sezon böylece kapanır.

1963-64 sezonu başında Pekcan Koşar ve eşi Lale Belkıs'la ilişkiye geçer İsmail Şirin. R.M.Dougall ve Ted Allen ikilisinin yazdığı Orhan Aydınbaş'ın dilimize çevirdiği 'İkiz Kardeşim Davit' adlı komedisini oynanacaktır Küçük Opera'da. Fakat tarih tekerrür eder. Pekcan Koşar anlaşamaz İsmail Şirin ile ve perdelerini açmasıyla kapaması bir olur bu yeni grubun. Büyük bir olasılıkla oyun ilgi görmemiştir. Kurulduğundan bu yana yerli güldürü, uyarlamalar ve vodvillere alışmış seyirciye garip gelmiş olabilir 'İkiz Kardeşim Davit'. Belki de yüzde ile çalışan İsmail Şirin'in işine gelmemiştir bu durum. Kolları sıvar Şirin, Aynur Sineması'nı tiyatro yapması fikrini veren, böylece Aksaray Küçük Opera Tiyatrosunu'nun oluşumuna neden olan Tevhit Bilge yuvaya döner. Yeni topluluğun adı 'Tevhit Bilge, Orhan Erçin ve Arkadaşları'dır. Ne varsa eskilerde vardır diyerek Marivaux'dan uyarlanan 'Buradan Kaçıyorum'4 adlı oyunu koyarlar sahneye. 'Burdan Kaçıyorum' adlı oyunda şu oyuncular rol alır: Tevhit Bilge, Orhan Erçin, Mürüvvet Sim, Bahri Beyat, Timuçin Caymaz, Nevzat Okçugil, Zafer Önen, Nilgün Esen ve Suna Can. Bir ay sonra Jaen Guitton'dan Melih Vassaf ve Muhip Dibekli'nin uyarladıkları 'Şaşkın Komiser' Orhan Erçin'in yönetiminde sahneye taşınır. Kadroya Şemsi İnkaya, Melahat Özekit, Tülay Darcan eklenir. Ardından Orhan Erçin'in yazıp yönettiği 'Yedi Canlı' komedisiyle, Daniel Riche'den Ahmet Nuri Sekizinci'nin uyarlaması olan ünlü 'Hisse-i Şaiya' perde alır. 1964 yılının başlarında toplulukta yine bir kargaşa çıkar. Zafer Önen ve Tevhit Bilge anlaşamamıştır İsmail Şirin ile. Zafer Önen ve ardından Tevhit Bilge tiyatrodan ayrılır. 'Hisse-i Şaiya' afişten indirilir, yerine öteki günlerde oynanan 'Yedi Canlı' komedisi yerleşir. Halit Akçatepe ve Ayten Erman katılır topluluğa. Aynı günlerde Muammer Karaca Tiyatrosu'nun 6 Oyunları'nda, Münir Özkul Tiyatrosu Peter Ustinov'dan Orhan Aydınbaş'ın dilimize çevirdiği, bir yıl önce Ankara Meydan Sahnesi'nde 'Romanoff'la Juliet' adıyla sahnelenen oyunu 'General Çöpçatan' adıyla oynamaktadırlar. Burada sözü Ses Dergisi'nde tiyatro haberleri yazan Melih Vassaf'a bırakalım: "Münir Özkul'un Elhamra'da 'General Çöpçatan' piyesine başlamasından birkaç gün sonra Karaca'nın 6 oyunları'nı oynıyan 'General Çöpçatan' grubu temsillerine son verdi. Bu tiyatroda son oyunlarından birine gelen ve seyreden 'Aksaray Küçük Opera'nın sahibi İsmail Şirin düşündü taşındı, sonunda ekibi tiyatrosuna davet etti. Şimdi aynı grup, bir iki değişiklikle Aksaray'da 'General Çöpçatan'ı oynuyor. Trupta Abdurrahman Palay, Ali Yalaz, Güner Namlı, Suzan Uztan, Merih Dinçoy, Cüneyt Türel, Haldun Ergüvenç, Orhan Aydınbaş, Zehra Sapmazer var. Aksaray'daki eski gruptan Orhan Erçin, Mürüvet Sim, Halit Akçatepe, Şemsi İnkaya, Melahat Özekit ve Timuçin Caymaz da 'General Çöpçatan'da rol alacaklar." (Ses Dergisi s:29 21.02.1964). Ve yine bir kargaşa çıkar. 'General Çöpçatan' mahkemelik olur. Münir Özkul eserle ilgili tüm hakların Türk Haberler Ajansı tarafından kendilerine verildiğini iddia ederek Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nu mahkemeye verir. Küçük Opera'da devam etmekte olan 'General Çöpçatan' da, general rolünü, Abdurrahman Palay oynamaktadır. Palay bu sıralarda Neş'e Yulaç'la bir ortaklık kurup, Aksaray Küçük Opera'ya yeni bir tiyatro topluluğu kazandırır. Topluluğun adı 'Abdurrahman Palay - Neş'e Yulaç ve Arkadaşları'dır. Oyun ise Çetin Altan'ın yazdığı daha önce İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenen 'Dilekçe' adlı oyundur. Ardından Küçük Opera'da Orhan Erçin'in derlediği 'Koçero' adlı oyun sahnelenir.

BÜYÜK KONGRE

1964-65 sezonu başlarken bir kaza olur. Oyuncular fuayede prova yaparlarken Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nun sahne tavanı toprak kayması sonucu çöker. Sahnede kimse olmadığı için bir yaralanma olmaz. Bu nedenle sezonun açılışı gecikecektir. Bu sezonda hangi topluluk hangi oyunları oynayacaktır? 28.09.1964 tarihli Milliyet Gazetesi'nin 'Sanat Haberleri'ne bir göz atalım. Haberin başlığı 'Orhan Erçin Opereti ve Halk Oyuncuları'. "Bu mevsim Aksaray Küçük Opera'da iki topluluğun temsillerini seyredeceğiz. Akşamları Orhan Erçin Opereti'nin yer alacağı sahnede 6 Temsilleri'nde Halk Oyuncuları bulunacak. Orhan Erçin Opereti tiyatro binasında vukua gelen kazâ sebebiyle tamir ve tadil faaliyeti bittikten sonra sezonu ancak Ekimin son haftasında açılabilecek. İlk oyun Pakize Başaran'ın 'Gecekondu Yosması'. 3 perdelik operet oyununu Orhan Erçin sahneye koymuş. Caz ve baleyi idare eden İtalyan balerin Maritza Boralı. Topluluğun 30 kişilik kadrosunda Mürüvvet Sim, Nevzat Okçugul, Ayten Kayalı, Meriç Başaran, Orhan Erçin, Handan Adalı, Diclehan Baban, Meral Küçükkörmükçü, Sedat Demir var. Küçük Opera'da saat 6 oyunlarında seyredeceğimiz topluluk ise Halk Oyuncuları. Yeni mevsimi Ekim sonunda John Patrick'in 3 perdelik "Aceleci Kalp" ile açacaklar. Halk Oyuncuları kadrosunda Gürdal Onur, Üstün Asutay, Oral Erdal, Erdoğan Tuncel, Sıtkı Akçatepe, Kadir Taymaz, Turhan Karaduman, Ersan Tersi, Erdoğan Sıcak var. Oyunu Gürdal Onur sahneye koymuş." Haber'de bahsedilen Halk Oyuncuları, şu meşhur "HO" olarak da anılan Halk Oyuncuları değildir. HO, daha sonra Küçük Opera salonunda perde açacaktır. Sezonun geç açılması nedeniyle 'Gecekondu Yosması' ve 'Aceleci Kalp' sahnelenmez Küçük Opera'da tamirat biraz uzun sürmüştür ve oyuncuların işe gereksinimi vardır, dağılır topluluklar. Bu sırada Adana Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda bir grup oyuncu ayrılmıştır. İsmail Şirin hemen anlaşır bu oyuncularla ve 7 Nisan 1965 tarihli Milliyet Gazetesi'nde şu ilan çıkar: "Aksara Küçük Opera'da 'Arap Saçı' komedi üç perde. Adana Şehir Tiyatrosu tam kadrosu ile. Biletler satışa çıkarılmıştır. Hergün saat 6'da 'Sakallı Teyze' komedi-müzikal üç perde" . 'Arap Saçı' adlı oyun ilgi görmez, yerine Franz von Schöntan'dan Servet Moray'ın uyarladığı 'Oyun İçinde Oyun' konur sahneye. Ziya Akelli'nin yönettiği oyunda Erhan Gökgücü, Güneri Kocatepe, Bersun Gökgücü, Atillâ Aybars, Gül Akelli, Ziya Akelli, Melih Başaran, Nevzat Okçugil, Yıldız Kafkas, Ahmet Uzman rol alırlar. Ve tamirat nedeniyle kısa süren sezon sona erer.

1965-66 sezonu başında Tevhit Bilge'yi tekrar görürüz Aksaray Küçük Opera'da Bu kez Vahi Öz ile bir ortaklık oluşturmuştur. Topluluğun adı 'Vahi Öz - Tevhit Bilge ve Arkadaşları'. O sıralarda Vahi Öz sinemada epey ün kazanmıştır ve bu nedenle tiyatroya seyirci çekmesi planlamıştır. Kimdir bu arkadaşları Nevzat Okçugil, Türkan Onur, Necabettin Yal, Orhan Alkan, Dinmez Er ve Jale Öz. Oyun, 'Ne Sağdayız... Ne Soldayız... Ortanın Yarısındayız' . Germain Lefrang'ın yazdığı müzikali Necabettin Yal uyarlar ve sahneye koyar. 1965 yılında sol rüzgârlar esmektedir ülkede. Türkiye İşçi Partisi kurulmuş ve seçimlerde 15 milletvekilliği kazanmıştır. Bu nedenle ilgi odağıdır sağ-sol meselesi. İlanlarda baleli müzikal komedi 3 perde olarak tanıtırlar oyunu. Küçük Opera'nın 6 Oyunları'nda ise Altan Karındaş ve Arkadaşları vardır. Sahneye taşıdıkları oyun Diego Fabri'nin Tarık Levendoğlu tarafından dilimize çevrilen 'Gönül Avcısı'5 dır. 20 Kasım. 1965 günlü Milliyet Gazetesi'ne verilen oyun ilanına not olarak "Altan Karındaş'ın Site'de Alman takliti ile oynadığı oyundur" cümlesi eklenmiştir. Anlaşılan Bu rolle Karındaş, epey ilgi toplamıştır. Oyunun dekorlarını ise Nejat Uygur yapar. Dağılan Adana Belediye Tiyatrosu oyuncularından bir kısmının Aksaray Küçük Opera'ya akın etmelerinin ardından Nejat Uygur da Adana'dan, İstanbul'a gelmiştir ve orada başladığı dekor yapma merakına burada da devam etmektedir. 'Gönül Avcısı' oyununda İnci Aykut, Nejat Uygur, Altan Karındaş ve Can Dirim rol alır.

VAHİ ÖZ

 

1966 yılı başındayız. James Bond filmleri izleyici rekorları kırmaktadır. Vahi Öz - Tevhit Bilge ve Arkadaşları boş durmazlar, hemen sahneye '0.007 Azmi Kont Ahretten Sevgilerle' adlı oyunu sahnelemeye başlarlar oyunu yine Necabettin Yal yazmış ve sahneye koymuştur. Bu oyunla birlikte 6 seanslarında 'Alo Orası Tımarhane mi?'6 adlı oyun seyirciyle buluşmaktadır. Ocak ayının son günü Milliyet Gazetisi'nde şu ilan çıkar: "Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda yarın akşamdan itibaren canlı bir yarış atının iştirakiyle baleli müzikal komedi. Her gün 18.00, pazartesi 21.15 Nejat Uygur ve Arkadaşları 'Kır Atıma Bineyim Yar Yoluna Gideyim'. Tiyatro tarihimize bir göz atmak gerek, belki de canlı bir atın ilk kez sahneye çıktığı oyundur bu. Oyun Mahmut Yesari'nin 'Erkek Güzeli' adlı oyununun yeni bir uyarlamasıdır. Nejat Uygur'un yönettiği, müziklerini Fahri Akdoğan'ın yaptığı oyunda şu oyuncular rol alır: Nejat Uygur, Bahri Beyat, Süheyla Beyat, Yasemin Tanyeli, Nuray Bahar, Yılmaz Bahar, Oya Bulaner, Ahmet Açan, Özdemir Yücel, Ayben Erman. Mart ayının başlarında Vahi Öz Tevhit Bilge ve Arkadaşları 'Uyan Süleyman Uyan' adlı yeni bir oyun taşırlar Küçük Opera'nın sahnesine. Bu oyun da baleli ve müzikaldir. Hem de İtalyan balerin Maritza Boralı'nın iştirakiyle. Oyun Fransız yazar Breal'den Zihni Küçümen'in yaptığı bir uyarlamadır. 1960 darbesi sonrası Süleyman Demirel ve ambleminde kır at olan Adalet Partisi iktidardadır. Bu nedenle gönderme yapılacaktır tiyatro sahnesinden, Süleyman Demirel'e ve kır atına. Nisan ayı başlarında Vahi Öz Tevhit Bilge ve Arkadaşları 'Büyük Kongre'7 adlı oyunu sahnelerler. Tevhit Bilge'nin yönettiği oyunda şu oyuncular rol alır: Tevhit Bilge, Necdet Tosun, Sedat Demir, Timuçin Caymaz, Ahmet Açan, Cem Özhan, Asuman Arsan, Mürüvvet Sim, Aysel Gürel, Meral Küçükerol, ve Oya Mella.

1966-67 sezonu 'Büyük Kongre' ile açılır. Nejat Uygur ve Arkadaşları ise 'Maç' adlı oyunun provalarına başlamışlardır. Nejat Uygur, dönemin önemli oyuncularından Sevim Çalışgir ile anlaşmıştır. İki kişilik bir oyundur 'Maç' ve bu oyunu geçen sene Ankara Meydan Sahnesi'nde de yöneten Yılmaz Gruda sahneye koymaktadır. Tam bu sırada önemli bir olay olur. Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nun sahibi İsmail Şirin trafik kazası sonucu ölür. Yönetimi İsmail Şirin'in kızı Binnur Şirin üstlenir. Binnur'un tiyatro ile pek fazla ilgisi yoktur. Sadece daha önce Saim Alpago'ya asistanlık yapmıştır. Yapmak istedikleri konusunda Melih Vassaf'a kulak verelim: "Ne yapacağı konusunda ise, babasının yolundan devam edeceğini belirtiyor. Geceleri Tevhid Bilge, Mürüvet Sim, Asuman Arsan, Timuçin Caymaz, Necdet Tosun hafif oyunlar ve vodvillerle komedi seyircilerini eğlendirecekler. Gündüzleri ise daha kaliteli oyunlara yer vermek istiyoruz. Saat 6 kadromuzu kuvvetlendirip güzel oyunlar seçeceğiz. İkincisi belli gibi bir şey... 'Bütün Kocalar Aptal Değildir' adında bir komedi. Nejat Uygur, Sevim Çalışgir belki de Semiramis Pekkan oynayacaklar. Fikret Hakan ile temastayız." (Ses Dergisi S:44 / 29. Ekim.1966) Semiramis Pekkan ve Fikret Hakan dönemin en ünlü kişileri arasındadır. Seyirciyi tiyatroya çekmek için bulunmaz nimettir. Fakat bu girişim de gerçekleşmez. Sonunda Nejat Uygur ve Sevim Çalışgir 'Maç' adlı oyunu sahnelemeye başlarlar. 1966 yılının son ayında Tevhit Bilge - Vahi Öz ve Arkadaşları 'Bakanlık Arabası' adlı müzikal bir komediyi taşırlar Küçük Opera sahnesine. 1967 yılı başlarında şu oyunları görürüz Aksaray Küçük Opera'da: Vahi Öz ve Arkadaşları 'Bakanlık Arabası', 'Horoz Nuri Derler Benim Adıma' ve 'Yolma Beni Belediye'; Nejat Uygur ve Arkadaşları 'Paşaya Söylerim', 'Ar Namus Makinesi', 'Kaynanam Kudurdu'. 'Bakanlık Arabası' adlı oyunu, Nuri Genç derlemiş, müzikleri Fahri Akdoğan, dekoru Nejat Uygur yapmış ve Vahi Öz sahneye koymuştur. 'Horoz Nuri Derler Benim Adıma' adlı oyunun sahnelenmesinin amacı ise o sıralarda sinemalarda sıkça gösterilen 'Küçük Hanım' adlı bir seri filmde Vahi Öz'ün canladırdığı 'Horoz Nuri' tiplemesidir. Nejat Uygur Tiyatrosu'nun sahneye taşıdığı 'Paşaya Söylerim' Frantz von Schöntan'dan bir uyarlamadır. 'Ar Namus Makinesi' ise T. Vilar'dan Zihni Küçümen uyarlamasıdır. Yine vodvillere, uyarlamalar ve ünlü oyuncuların becerilerine bırakılmıştır Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu.

HABABAM SINIFI

1967-68 sezonunda Ulvi Uraz Tiyatrosu yerleşir Aksaray Küçük Opera'ya. Oyunları, geçen sene 'Küçük Sahne'de sergiledikleri ve büyük ilgi gören Rıfat Ilgaz'ın 'Hababam Sınıfı' adlı oyundur. Ulvi Uraz'ın yönettiği oyunun rol dağılımı şöyledir: Müjdat Gezen (Refüze Ekrem), Ali Poyrazoğlu (Tulum Hayri), Ercan Yazgan (Kalem Şakir), Tolga Tigin (İnek Şaban), Tuna Beneklioğlu (Sidikli Turhan), Yalçın Erdeniz (Dursun Sektirmez ve Müfettiş), Ulvi Uraz (Piyale Hasan), Yalçın Gülhan (Yavşak Sadi), Ali Yalaz (Kel Mahmut), Zihni Küçümen (Müdür), Nur İnsel (Erkek Sevim), Gül Akelli (Kız), Ece Örge (Anne). Oyunun ilk sahnelenişindeki kadroda yer alan Metin Akpınar ve Zeki Alasya ile İnek Şaban tipini başarılı bir biçimde yorumlayan Suzan Ustan ve bir kaç kişi ayrılmıştır tiyatrodan. Ulvi Uraz Topluluğu daha sonra sırasıyla Necati Cumalı'nın 'Masalar', Darguşin Dobriçanin'in yazdığı Muharrem Şen'in dilimize çevirdiği 'Müşterek Ev' ve Orhan Kemal'in daha önce 'İspinozlar' adıyla sahnelenen 'Yalova Kaymakamı' adlı oyunları sunar seyirciye. Dekor ve kostümlerini İsmail Biret'in tasarladığı Gürol Gökçe'nin yönettiği 'Masalar' adlı oyunda şu oyuncular rol alır: Ulvi Uraz, Sema Öner, Gürol Gökçe, Aykut Oray, Zehra Erşan, Nur İnsel, Kemal Sunal, Orhan Erdamar, Erdoğan Dikmen, Daver Yüken, Yurdaer Erşan, Türkan Can. 'Müşterek Ev'i ise dekor ve kostümleri de tasarlayan İsmail Biret yönetir. Şu oyuncular rol alır oyunda: Hidayet Alpınar, Yavuz Şeker, Savaş Yurttaş, Şemsi İnkaya, Orhan Erdamar, Gül Akelli, Merih Dinçoy, İsmail Biret, Binnaz Gürses, Perran Kanat-Kutman. 'Yalova Kaymakamı'nı ise Yurdaer Erşan sahneye koyar ve şu oyuncular rol alır: Orhan Erdamar, İsmail Biret, Gül Akelli, Zehra Erşan, Sema Öner, Yavuz Şeker, Şemsi İnkaya, Savaş Yurttaş, Aykut Oray, Kemal Sunal, Perran Kanat-Kutman, Binnaz Gürses, Daver Yüken, Merih Dinçoy, Gürol Gökçe, Ulvi Uraz, Hidayet Alpınar, Nur İnsel, Yurdaer Erşan. Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu salonu ilk kez sadece bir topluluk tarafından repertuar tiyatrosu biçiminde kullanılmıştır. Ulvi Uraz ,İsmail Biret, Gürol Gökçe ve Yurdaer Erşan gibi genç yeteneklere , oyun sahneye koydurarak onlara bir şans vermiştir. Sezon Ulvi Uraz adına verimli geçmemiştir. Onun için erken bir dönemde Mart ayında, Anadolu turnesine çıkar. Nisan ayında salonu İstanbul Şehir Tiyatrosu kiralar sahneyi. Salon sahibi gelirin %35'ini alacaktır. Necati Cumalı'nın 'Susuz Yaz' adlı oyununu mart-mayıs ayları arasında sergiler Şehir Tiyatrosu, Küçük Opera'da. Bu sezon da böylece sonlanır.

ŞEHİR TİYATROSU

1968 yılında üniversite gençliği sokağa dökülmüştür. Üniversite yönetimine katılmak, daha fazla özgürlük için İstanbul Üniversitesi'ni işgal etmekte ve ülke sorunlarına dönemin iktidarının yetersiz kaldığını dillendirerek sürekli eylemler yapmaktadırlar. İktidarda ise Süleyman Demirel vardır. Aralarında Ankara Sanat Tiyatrosu'ndan kimi oyuncuların da yer aldığı bir grup oyuncu biraraya gelerek Halk Oyuncuları adında bir topluluk oluşturmuş ve Aydın Engin'in kaleme aldığı 'Devr-i Süleyman' adlı oyunu sahnelemeye başlamışlardır. Oyun İstanbul'dan Ankara'ya taşınınca valilik tarafından yasaklanmış, topluluk oyunun adını 'Devr-i Küheylan' diye değiştirerek oynamaya devam etmiş, Danıştay tarafından aklanınca da Tekrar 'Devr-i Süleyman' adıyla İstanbul'da sergilemeye başlamışlardır oyunu. Nerde? Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda. 2 Ekim 1968 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde şu ilan çıkar: "Aksaray Küçük Opera'da Halk Oyuncuları Danıştay Kararı ile "DEVR-İ SÜLEYMAN" 300. Oyun Çalgılı, şarkılı, politik komedi. 10 Ekimden itibaren her gün 18.00 ve 21.15 de. Biletler Tiyatromuzda ve Lale Sineması'nda." Aydın Engin sahneye koyduğu oyunun şarkılarını Arif Erkin besteler. Güldürü suretlerini Tan Oral çizer. Kostüm ve dekor topluluk tarafından tasarlanır. Oyunda şu oyuncular rol alır: Selçuk Uluergüven, Ersun Kazançel, Aydın Engin, Umur Bugay, Mustafa Alabora, Nazmi Kavasoğlu, Sema Öner, Meral Özen, Mehmet Gülerbaşlı, Fetay Soykıran, Meral Niron, Güngör Tekiner. Oyun gençler ve halk tarafından pek beğenilir. Büyük iş yapmaktadır 'Devri Süleyman' . Ancak 28 Ocak 1969 tarihli Milliyet Gazetesi'nde şu haber çıkar: "KÜÇÜK OPERA TİYATROSU YANDI. "Devr-i Sülayman"ı oynayan Halk Oyuncuları yangının kundak sonucu olduğunu ileri sürdüler. Aksaray'daki Küçük Opera Tiyatrosu önceki gece sabaha karşı tamamen yanarak kül olmuştur. Halk Oyuncuları tarafından oynanan "Devr-i Süleyman" oyununun bitmesinden bir süre sonra çıkan yangının nedeni henüz tespit edilememiştir. Yangın binayı ve tiyatroyu kısa bir zamanda sarmış itfaiyenin müdahelesine rağmen söndürülememiştir. Tiyatro oyuncuları daha sonra yaptıkları açıklamada "Devr-i Süleyman" adlı oyun oynandığı için tiyatronun kundaklandığını iddia etmişler ve yangın yerinde buldukları iki gaz tenekesini polise vermişlerdir." Evet 27 Ocak 1969'da çıkan bu yangın sonunu getirmiştir Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nun. Böylece geleneksel tiyatromuzun tuluat, vodvil geleneğini sürdüren son oyuncu kuşağının bir mekanı daha tarihe gömülmüştür.

Levend YILMAZ

 

YAZI İLE İLGİLİ GÖRSELLERE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN...

(NOT:Görsellerdeki gazete kupürleri Milliyet arşiv'den alınmıştır.)

 

Dipnotlar

1 Oyun 1940'lı yıllarda 'Beni Öptünüz' adıyla Raşit Rıza Topluluğu tarafından birçok kez sahnelenmiştir.

2'Döner Yataklar', 1930 yılında İstanbul Belediye Tiyatrosu'nda 'Evdeki Pazar' adıyla sahnelenmiştir. Oyun, George Feydeau'dan; Bedia Muvahhit, Vasfi Rıza Zobu tarafından uyarlanmıştır. Bu oyun Ahmet Üstel tarafından eklemeler yapılarak 'Döner Yataklar' adıyla yeniden sahnelenir Küçük Opera'da.

3 A. Bison'dan M.S.Koray'ın dilimize çevirdiği, 'O Kadın' adlı oyun ilk kez 1940 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda sahnelemiştir.

4 Oyun 1938 yılında yine bir uyarlama olarak Naşit ve Sadi Tek'in ortak yapımı olarak 'Dengi Dengine' adıyla sahnelenmiştir. 1940 yılında ise İrfan Korur ve Saim Çungarya'nın ortak uyarlamasıyla 'Herkes Kendi Yerine' adıyla İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda sahneye çıkmış, aynı adla 1947 yılında ise Raşit Rıza ve Vedat Karakoçu ortak yapımı olarak sahnelenmiştir.

5 İlk kez 1958-59 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenen oyun, daha sonra, Ulvi Uraz'ın kurduğu Dost Oyuncuları tarafından Site Tiyatrosunda 1962 yılında oynanmış bu sergilenişte Altan Karındaş da rol almıştır.

6 Oyunu H. de Guitton'dan İ. Galip Arcan uyarlamış, yirmili, otuzlu, kırklı yıllarda İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda 'Süt Kardeşler' adıyla birçok kez sahnelenmiştir. 'Alo Orası Tımarhane mi?' daha sonra, 1979-80 sezonunda Nejat UygurTiyatrosu tarafından da oynanır.

7 Oyun, 30'lu ve 50'li yıllarda İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenen 'Üvey Baba' adlı oyundur. F. Arnold E. Bach ikilisinin yazdığı oyun once Hüseyin Kemal Gürmen sonra Zihni Küçümen'in uyarlamasıyla oynanmış, 40'lı yıllarda ise Raşit Rıza topluluğu birçok kez sahnelemiştir bu oyunu. Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda Muammer Karaca çevirisiyle oynanmıştır.

 

Alternatif

Necdet Mahfi Ayral 1908'de İstanbul Beykoz'da dünyaya geldi. Tiyatro ile ilk kez sünnet düğününü renklendiren, Salim Paşa Kumpanyası vasıtasıyla tanışır. Galatasaray Lisesi'nde okuyan Ayral, babasının ölümüyle okuldan ayrılmak durumunda kalır. Sanatçı, askerliğe kadar Deutsche Orientbank'ta ve Yıldız Gazinosu'nda çalışır. Ayral askerden terhis olmak üzereyken komutanı Rüstem Paşa'nın "Herhangi bir yerde iş bulmak istiyorsan tavsiye mektubu yazayım" sözleri üzerine arzusunu dile getirir; "Madem böyle bir lütufta bulunacaksınız. Vali ve Belediye Reisi'ne bir mektup yazın. Tiyatroya girmek istiyorum". Belediye Reisi Muhittin Üstündağ tarafından Şehir Tiyatroları Müdürlüğü'ne yollanan Ayral ertesi gün provaya çıkar. 24 Eylül 1932'de Şehir Tiyatroları'nda "Yedi Köyün Zeynebi" adlı oyundaki figürasyona çıkarak sahneye ilk adımını atan Ayral'ın rol arkadaşları Cahide Sonku ve Hadi Hün'dür. İkinci oyunu "Mucize" de birkaç replik söyleme şansına da nail olan Ayral, Muhsin Ertuğrul aracılığıyla sinemaya da adım atar. "Bataklı Damın Kızı Aysel" den başlayarak 15 yıl Ertuğrul'un yardımcılığını da üstlenen Ayral, küçüklü büyüklü pek çok role imzasını atar. Tiyatroda da sağlam adımlarla ilerleyen Ayral, özellikle komedyalarda canlandırdığı tiplerde yakaladığı başarıyla öne çıkar. Şehir Tiyatroları'nda, 'Lüküs Hayat', 'Kral Lear', 'Fizikçiler', 'Bir Komiser Geldi', 'Cyrano de Bergerac' ve 'Tartuffe' gibi çeşitli oyunlarda unutulmaz kompozisyonlar yaratan Ayral sinemada da 'Şehvet Kurbanı', 'Eşkıya', 'Hamam' ve 'Mektup'un aralarında bulunduğu yaklaşık 150'nin üzerinde filmde rol almıştır. Ayral, 1950-75 arasında İtalyanların ünlü komedyeni Toto'yu konuşarak, dublaj sanatında da ustalığını gösterir. Yıllarca emek verdiği Şehir Tiyatroları'ndan 68 yaşında yaş haddinden emekli olduktan sonra da tiyatrodan kopmayan Ayral Nejat Uygur ve Ahmet Uğurlu ile çalışır. Bir süre sessizlik dönemine giren Ayral, Şehir Tiyatroları'nda 'Huzur' oyunuyla kurumunda yıllar sonra yeniden seyirci karşısına çıkar. Sanatçı sonra da Müjdat Gezen'in sahnelediği 'Hababam Sınıfı'nda rol alır. Aralarında İstanbul Tiyatro Festivali Onur Ödülü de olmak üzere sayısız ödülle onurlandırılan Ayral, 6 Haziran 2004 de aramızdan ayrılmıştır.

NECDET MAHFİ AYRAL

 

HEP VARDI TİYATRO...

Bilim, ilim, teknolojinin hızla ilerlediği yaşamımızda, gelişimini tamamlamış çağdaş, modern ülkelerde kültür ve sanat da aynı paralelde değişmekte... Ülkemizde, bereketli Anadolu toprakları üzerinde antik çağlardan beri hüküm sürmüştür tiyatro... Kazıldığında neredeyse her metrekaresine bir antik amfi tiyatro düşecek kadar zengin, başlıbaşına bir kültür hazinesi Türkiye... Osmanlı İmpartorluğu döneminde de tiyatro geleneği ortaoyunu, meddahı, Karagözü-Hacivatı ile çok dilli, çok kültürlü dokusunu korumuş, saraydan halka, halktan saraya bir köprü olmuştur. Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra bir  Rönesans yaşandı adeta Türkiye’mizde.. Cumhuriyet kurumları ve kazanımları içinde, diğer sanat dalları ile birlikte, gerekli ve önemli yerini aldı tiyatro...

Lâik, demokratik cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk'ümüzün vurguladığı gibi: “Sanatsız kalmış bir milletin, hayat  damarlarından biri kopmuş demektir.” Çünkü sanat, ülkenin çatısına destek veren temel dayanaklardan biridir.

Özgürlükçüdür, özgürlüktür tiyatro.. Işıktır.. Aydınlanmadır. Uygar insan düşünen, yorumlayan, araştıran, eleştiren, özgün insan olmalıdır. Ufkumuzu genişletmek, beynimizi ve ruhumuzu zenginleştirmek için tiyatro yaşamda vazgeçilmezlerden, olmazsa olmazlardandır.

Birey çağına tanıklık eder tiyatro aracılığıyla; sorar, sorgular. Güçlüdür tiyatro sanatı, çünkü anlatacak sözü vardır hep... Dinamiktir, enerjiktir tiyatro, en yalın eğitim aracıdır. Dil birliği bir ülkenin temel yapı taşlarındandır....  Her ülkede dilin en güzel kulllanıldığı yer tiyatro sahnesidir kuşkusuz. Günümüzde aşırı derecede yozlaşan Türk dili kullanımınının doğru çizgide gelişmesinde çok önemli bir rol üstlenir tiyatro.

Hoşgörü yoksunluğunun alabildiğine egemen olduğu ülkemizde olayların, sorunların şiddetle değil; anlatarak, anlaşarak çözülebileceğini vurgular tiyatro. Aydın insan şiddete başvurmayan insandır. Barışçıl bir dünya düşler tiyatro... Şiddetten uzak.. Bölücü değil; bütünleştiricidir, yıkıcı değil, yapıcıdır tiyatro.. Eleştirir, inceler, yanlışı, kötüyü haykırır yüzümüze.. Toplumun gelişmesine, değişmesine öncülük eder..

Ancak günümüzde ne yazık ki durum farklı. Nicel olarak zaten yetersiz kalan tiyatro salonları yıkılıyor, yok oluyor. Sanatın beşiği bu şehr-i İstanbul’da tam nitelikli tiyatro salonu sayısı her geçen gün azalmakta. Ödenekli tiyatrolar bile salonsuzluk sorunuyla karşı karşıya...

Tüm engellemelere ve zorluklara karşın, İstanbul gibi pek çok kültürün aynı potada eridiği böyle muhteşem bir kentte, bugün irili ufaklı mekanlarda üç yüze yakın oyun sergilenmekte... Pırıl pırıl, yetenekli gençler, mesleklerini sürdürebilmek adına, buldukları her delikte, dehlizde, kovukta, apartman katında, odasında, bodrumunda vurucu, etkileyici oyunlar sahnelemekte... Ne var ki bu alternatif mekanların çoğu da yıkılarak otel, alışveriş merkezi olma yolunda. İstanbul’daki karamsar tabloya karşın, neyse ki Anadolu’nun çeşitli kentlerinde giderek tiyatrolar yeşermekte.

Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde ekonomiden öte en önemli asal kriter kültür, sanat ve elbette tiyatrodur. Nüfusu iki milyonun altındaki AB ülkelerinde, kasabalarda bile opera, tiyatro varken bizde neden olmasın? Bu bağlamda, gelin her ile, her kasabaya bir tiyatro hayalini hedef belirleyelim.  Bu hayal, yalnızca daha iyi eğitimle gerçekleşebilir.

Tiyatro aşktır, sevdadır, tutkudur, yaşam biçimidir. Haydi bizler de harekete geçelim, her ile, her kasabaya; tüm Anadolu’ya tiyatro tohumları serpelim... Gelin tiyatroya, bizimle birlikte yaşayın, YAŞATALIM...

Hep vardı TİYATRO.. Hep varolacak TİYATRO....

 

Göksel KORTAY

 

Öğretim Görevlisi  

Oyuncu, Yönetmen, Çevirmen,

 

 

 

 

Uzun zaman önce, varlıklarına katlanılamayan Commedia dell’Arte oyuncuları konusunu İktidar karara bağladı; kovalayıp ülkeden çıkardı onları.

Bugün oyuncular ve tiyatro toplulukları sahne, salon ve izleyici bulmakta güçlük çekiyorlar. Bütün neden kriz.

O nedenle, iktidar sahipleri inceden inceye alay ederek seslerini duyuranların, nasıl denetleneceği gibi sorunlarla uğraşmıyorlar artık. Zira oyuncuların ne yeri yurdu var, ne de seslenecekleri halk kitlesi. Rönesans İtalya’sında, tam tersine, iktidardakiler Commedianti’yi köşeye kıstırmak için hayli çaba harcamak zorundaydılar; çünkü yığınla izleyicisi vardı onların.

Commedia dell’Arte oyuncularının ülkeden büyük çıkışının karşı-Reformasyon yüzyılında gerçekleştiği biliniyor. O dönemde bütün tiyatro mekânlarının boşaltılması emredildi. Özellikle Roma’da oldu bu. Tiyatrolar o kentin kutsallığına zarar vermekle suçlanıyordu. Papa 12nci Innocent 1697 yılında burjuvazinin daha tutucu kanadının ve ruhban sınıfı çoğunluğunun ısrarlı baskısına boyun ederek Tordinona Tiyatrosu’nun yıkılmasını buyurdu. Ahlak bekçileri en çok müstehcen gösterinin orada sahnelendiğini iddia ediyorlardı.

Karşı-Reformasyon döneminde çabalarını Kuzey İtalya’da yoğunlaştırmış olan kardinal Carlo Borromeo “Milano çocukları” dediği halkın günahkârlıktan kurtarılmasını hedef bellemişti kendine. Onun gözünde sanat ile tiyatro arasında açık bir ayırım vardı: Birincisi ruhsal eğitimin en yüksek kademesi, ikincisi ise ulviyete sırt çevirip ego kabartma uğruna boş işlerle uğraşmanın dışa vurumuydu. İşbirlikçilerine yazdığı bir mektupta görüşlerini mealen şöyle dile getiriyordu: “Bu meşum zararlı otun kökünü kazımayı dert edindik. Rezil konuşmalar içeren tekstleri yakmak için elimizden geleni ardımıza koymadık. Hepsini insanların belleğinden silmeye çalıştık. Aynı zamanda öyle yazıları baskıya dökerek yaymaya kalkanların peşine düştük. Ancak görünüşe bakılırsa anlaşılıyor ki biz uyanmamışken şeytan yepyeni bir kurnazlıkla çaba harcamış. Gözle görülen şey kitapta okunana kıyasla ruhun ne kadar derinliklerine nüfuz edebiliyor! Ağızdan çıkan sözle ve ona uyan hareketle ergenlerin ve gencecik kızların zihinlerinde yapılan tahribatın yanında kitaplardaki ölü sözcükler nedir ki. Bu nedenle, kentlerimizi istenmeyen ruhlardan temizledi ğimiz gibi tiyatro icracılarından da kurtarmalıyız.”

Böylece görülüyor ki günümüzün krizini aşmak için de tek umut bizlere karşı büyük bir dışlama kampanyasının düzenlenmesidir. O seferberlik tiyatro sanatını öğrenmek isteyen genç insanlara yönelik olmalıdır özellikle. Sonuçta kovulan tiyatro icracılarından doğacak çağdaş Commedianti diasporasının böyle bir baskıdan akla hayale gelmedik yararlar sağlayarak yepyeni temsiller yaratacakları kuşkusuzdur.

Dario FO

 

 

Bu yazı www.iti-worldwide.org sitesinden alınmıştır.


İçerik yayınları

MÜZEYİ TAKİP EDİN

ŞEHİR TİYATROSU

KUMBARACI 50

İSTANBUL HALK TİYATROSU

TİYATRO KARNAVAL

SEMAVER KUMPANYA

TİYATRO KUMPANYASI

İSTANBUL KUMPANYASI

TİYATRO BOYALI KUŞ

ATÖLYE TATAVLA

HAYAL PERDESİ

Kullanıcı girişi