MÜZEDEN HABERLER


*"HATIRALAR GALERİSİ" bölümümüz açıldı.

*Yavuz PEKMAN "BİR GÜZEL YAYGARA" başlıklı yeni yazısıyla tiyatromuzesi.org'da

*Levend YILMAZ tiyatro tarihimize ışık tutan yazılarına devam ediyor. "ADANA BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROSU" tiyatromuzesi.org'da

*"AVNİ DİLLİGİL SERGİSİ" açıldı.

* "SAHNE ARKASI" bölümümüz açıldı.Fotoğraflar menüsünden bu bölüme ulaşabilirsiniz.

*Sitemize üye olarak yeni gelen eserlerden haberdar olabilir,ana sayfadaki yazılara yada müzemizdeki eserler için yorum yazabilirsiniz.






Günlükler

 

 

1964 yılında Muhsin Ertuğrul tiyatro'nun Haysiyet Divan'ına verilir. Belediye Meclisi bu olaya neden olarak, Muhsin Ertuğrul'un Türk Tiyatrosu dergisinin 364 üncü sayısında yayımladığı baş yazıyı gösterir. Daha sonra dergi "Perde Açılıyor..." başlıklı bu yazı dergiden yırtılarak satışa sunulmuştur.

 

PERDE AÇILIYOR...

 

Geçen yıl Şehir Tiyatrosu, İstanbul'un çeşitli semtlerinde 1277 temsil verdi. Bu 1277 temsilin 900 temsilini yerli yazarlarımızın 15 piyesi, geri kalan 377 temsilini tercümesi oynanan 10 eser teşkil ediyor.

Yerli yazarlarımıza teşekkürler ederken öz çocuklarının eserlerine bu büyük ilgiyi gösteren sayın İstanbullulara da minnetle bağlılığımızı ulaştırırız. Bir mevsimde yalnız bir tiyatroda 15 Türk piyesi şimdiye kadar hiç görmediğimiz hir sayı.

Bir yönümüz böylesine gelişirken, tiyatronun bağlı olduğu İstanbul Belediyesinin Şehir Meclisinde tatsız tutsuz, ipe sapa gelmeyen, onların bilgi ve ihtisas sınırlarını aşan ahenksiz sesler yükseldi. Bir bakıma iyi oldu. Çünkü bu sesleri çıkaranların tiyatro konusunda hiçbir şey, ama hiç birşey bilmedikleri, hatta kendi görevlerini de iyi kavrayamadıkları ortaya çıktı. Bunları kendilerine açıklamayı, tarih önünde, kendime borç bildim. Bana bu fırsatı verdikleri, kendilerinden sonra geleceklere de ders olacağı için teşekkür ederim.

-2-

Baylar, bayanlar, niçin bilmediğiniz şeylere burnunuzu sokarak, kendinizi küçük düşürüyorsunuz? Az çok okur yazar kişiler bilirler ki, tiyatro çok eski bir kurumdur. Tarih, medeniyet tarihiyle at başı beraber yürür. Önümüzdeki yıl «Delphi» de, kuruluşunun 2500'üncü yaşı kutlanacak. Sizlerin, bu kadar eski bir geçmişi olan tiyatronun bugüne kadar geçirdiği değişiklikleri bilmenize imkan var mı?

Kurulduğu günden bu yana tiyatrolar hürriyetlerini, özgürlüklerini muhafaza etmişlerdir. Her tiyatro, örgüt bakımından bazı yerde devlete, bazı yerde belediyeye bağlıdır ama işine ve idaresine sanatçılardan gayrisi burnunu sokmamıştır. Çünkü tiyatro, Aristophanes zamanından beri topluma önderlik eder, devleti, hükûmeti idare edenIeri denetler. Her konuda yol gösterir. Görevi, gerçeği, güzeli, iyiyi tanıtmaktır. Bunu nasıl yapar, bilir misiniz? Şöyle: Gerçeği; yalancıların, mürailerin, yobazların, dalaverecilerin, gözü doymaz midecilerin ahlâksızlığını, kapkaçlığını, kalpazanlıklarını ortaya koyarak gösterir.

Güzeli; salak kocalarla şıllık karıların çirkinliklerini çişindirerek, maskelerini al aşağı ederek gösterir.

İyiyi; kötülüklerini arayıp bulup deşerek, teker teker halkın gözü önüne sererek gösterir.

İşte bunları görmek istemeyenler, daha doğrusu kendilerini bunlar arasında tanıyanlar aynaya yazarlar, sahneyi basarlar, bu eski bir âdettir.

Aristophanes eserlerinde, o günkü cemiyetin en çok üstünde durduğu konularla uğraşır, onlarla eğlenir, en önemli, en gözde insanları denetler, hicveder, yerer, hatta Tanrılarla bile eğlenirdi. Eski Yunan'da tiyatronun görevi toplumun yararına güdülecek amacı çizmekti. Onun için Eflatun, Atina cumhuriyetinin demokrasiyle değil, Theatrocratile ile idare edildiğini söylemiştir. Resmi iktidar çevresinin dışındaki gerçek iktidar yalnız tiyatrodaydı. Bugün dünyada basının yaptığı görevi tiyatro yapıyordu. Gören göz, işiten kulak, söyleyen ağız, hüküm veren hakim sorguya çeken savcı tiyatroydu.

Hiç bir devirde tiyatro, bu hükûmet dışı eleştirme, denetleme yönünü kaybetmemiştir. Fransa'da Moliere, sahte dindarları mürailikle suçlar, Almanya'da genç Schiller, «Haydutlar» piyesiyle «Mannheim» tiyatrosunun sahnesinden iktidardaki haydutlara seslenirdi, Alman imparatoru; Cerhart Hauptmann'ın «Dokumacılar» piyesini oynadığı için Reinhard'ın tiyatrosundaki locasını bırakmış, ama tiyatronun hürriyetine karışmamıştı. Hitler'in yüzüne; en parlak devrinde Marquis Posa'nın ağzından, «Efendimiz, düşünce hürriyeti veriniz,» diye bağıran Berlin'de Deutsches Theater sahnesi olmuştu. En koyu istibdat altında bile tiyatro, her yerde, her zaman hürriyetini korumuştur.

Haydi bu zevat bunları okumadılar, duymadılar diyelim. Yakın yılların Türk tiyatro tarihini de mi işitmediler? Memleketimizde tiyatronun çocukluk çağı sayılan senelerinde sarayın istibdadı, zaptiyesi, sansürü, zindanı, sürgünü altında bile tiyatronun Osmanlı imparatoruna baş kaldırdığını kafa tuttuğunu da mı okumadılar?

Vatan şairi Namık Kemal, başyazarlık ettiği «ibret» gazetesindeki ilerici yazıları için değil, Gedikpaşa Tiyatrosu'nda oynattığı piyesi için sürülmüştü.

1873 nisanında Magosa'ya sürmek için Namık Kemal'i Gedikpaşa Tiyatrosu'nda yakaladılar, oradan alıp götürdüler. Tiyatro her zaman olduğu gibi o günlerde bile öncülerin tek sığınağı olmuştur. Her zaman, her yerde olduğu gibi gericileri ürküten, kötüleri korkutan niteliğini bugün de kaybetmemiştir.

O zamanlar padişahın emriyle saray başkâtibi Ali Rıza Paşa tarafından sadrazâmlığa gönderilen şu mektuba bir bakınız:

«Tiyatroda icra olunan oyunla tertip edenler tarafından aslâ ehemmiyet verilmeyip «hürriyet» kelimesinin dahi haddinden fazla kullanılarak birtakım münasebetsiz oyunlar oynandığından bundan böyle bunun gibi ahlâk bozucu olan oyunların yasak edilmesine dikkat ve itina olunması.»

Bu vesika ile, Şehir Meclisinden tiyatroya dil uzatan ağız arasındaki benzerliğe bakınız bir kere.

Önce bilinmesi gereken şeyşudur: Tiyatro, her gün değişen hükûmetlerin, midecilerle dolan partilerin üstünde bir kurumdur. Toplum ona ancak «hürriyet»i, özgür çalışması için ödenek verir.

İstediğimiz zaman biz; İbsen'in «Halkın Düşmanı» nı oynar, çoğunluğu aldatan cahil belediye reislerinden örnekler gösteririz. İstediğimiz zaman biz, rüşvet alan memurları, bilgisiz maarif nazırlarını sahneye çıkarırız. Bunlar için ne Şehir Tiyatrosuna, ne Devlet Tiyatrosuna dil uzatmaya kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur.

Şehir Meclisi üyelerinden bir kaçı, eğer tiyatroyu özel çiftlikleri, sanatçılarını da parayla tutulmuş kâhyaları sanıyorlarsa, uyansınlar. Bu tiyatro, sanatçılarındır. Belediyeyle ilgisi, şehirliden vergiyi belediye topladığı ve tiyatro toplumun hizmetinde olduğu bu vergiden payına düşeni belediye kanalıyla aldığı içindir. Tiyatro; hükûmetlerin veya belediyelerin lûfuyla yaşayan bir arpalık değildir. Aldığı ödenek; topluma verdiği yüksek ruh ziyafetinin, seyirciye yaptığı eğitim ve kültür görevinin karşılığıdır.

-3-

Almanya bugün 233 tiyatrosuna 300 milyon mark veriyorsa, bu yardım tiyatroların «hürriyet» içinde çalışmaları, ve özgürlüklerini koruyabilmeleri içindir. Nitekim son yıllarda hükûmet ve yobazlar çevresinde büyük gürültüler doğuran Papalık aleyhindeki Hochhoth'un Stellvertreter piyesine karşı gericiler tarafından yapılan ayaklanmalara rağmen oyunu kesmeyen, sahneden kaldırmayan, işte bu özgürlük ve hürriyet ruhudur.

-4-

Tiyatro; topluma doğru rotayı çizen bir pusula, memleketin kültür derecesini ölçen bir termometredir.

-5-

Bu konuda söylenecek, yazılacak çok şeyler var daha.

 

 

"Tiyatro, muayyen bir gayesi olan mabettir. Sahne el çabukluğuyla kılık değiştiren bir meydan değildir. Tiyatro sakıncalı hazım sandalyalarında geviş getirenlere mahsus, istirahat koğuşu olamaz."

Neyyire NEYİR/ Perde ve Sahne/No:1/1941

Türk Tiyatro tarihinde kadın oyuncuların sahneye çıkmak için verdiği mücadelenin ilk fedaisi Afife Jale'dir. 10 Kasım 1918'de Behire, Memduha, Beyza, Refika ve Afife adlarında beş Türk kızı Darülbedayi'e kabul olunmuşlardı. İçlerinden bir kısmı Darülbedayi'e bir süre devam ettikten sonra tiyatroyu bırakmışlardı. İlk aday oyuncu (mülâzım artistlik) kadrosuna kabul olunan 5 lira aylıkla Afife olmuştu. Aynı gün (8 Aralık 1918) Refika'da 6 lira aylıkla "suflör" yardımcılığına atanmıştı.[1] Afife, sahneye ilk defa Kadıköy'deki Apollon Tiyatrosu'nda (bugünkü Kadıköy Reks sineması) Yamalar adlı oyunda oynayan Eliza Binemeciyan'ın Darülbedayi'den ayrılıp Paris'e gitmesi üzerine Emel rolüyle sahneye çıkar. Afife o günden sonra polisle tam bir köşe kapmaca oynar. Defalarca tiyatroyu basan polislere yakalanmaması için kaçırılır, evlerde saklanır, kılık değiştirir. Ancak 27 Şubat 1921'de Dalihiye Nezareti'nin 204 sayılı yazısıyla Müslüman Türk Kadınlarının sahneye çıkması yasaklanınca, Darülbedayi yönetim kurulu 8 Mart 1921'de Afife'yi tiyatrodan çıkartır. Afife her ne kadar sahneden indirilmişse de, Fikret Şadi'nin Milli Sahnesi ile çıktığı Anadolu turnesinde Türk kızlarını sahneye çıkmaları için özendirmiş, hatta bir kaçının sahneye çıkmalarını sağlamıştır.

Sahneye çıkamayan Türk kadını 1923 yılında kendini sinemada gösterir. Muhsin Ertuğrul, Halide Edip Adıvar'ın aynı adlı romanından uyarlanarak çekeceği Ateşten Gömlek filminde Türk kadınlarını oynatmaya karar verir. "...Bağımsızlık savaşının bir kesitini veren bu ulusal filmde, kadın rollerini de Türk kadınlarına oynatarak, bunu ileride sahneye yönelebilmeleri için kaçırılmaz bir fırsat biçiminde değerlendirmek istedim. Ateşten Gömlek'teki hemşire rolünü Muvahhit'in eşi Bedia (Muvahhit) Hanım'a önerdim. O günlerin kısıtlı düşünce ortamına sığmayan bir cesaretle bu öneri uygun karşılandı. Romandaki köylü kızı Kezban rolü için gazetelerde duyurular yaptık. Bir tek başvuran oldu : Münire Eyüp adında bir öğretmen okulu mezunu...O aralık dilbilgisi için Kolej'e gidiyormuş. Halide Edip, kadın rollerinin Türk kızlarınca oynanmasına pek sevindi."[2]

21 yaşında okulu yeni bitirmiş genç bir muallime tüm cesaretini toplayarak gazetede gördüğü ilan üzerine, üstelikte bir filmde oynamak için başvurmuştu. Vasfi Rıza, Münire Eyüp'ü (Neyyire Neyir) ilk gördüğü günü şöyle anlatır; ...Kemal Film'in bürosu, Sirkeci'de "Ali Efendi Sineması" üstündeki iki küçük odanın içindeydi. O gün oraya uğradığım zaman, Neyyire'yi ilk defa görüyordum. Kolej'de talebe imiş. "Film için müracaat etti Muhsin'i bekliyor" dediler. O bekleyiş çok sürmedi. Film'de Türk kadınlarını oynatmayı kafasına koyan Muhsin Ertuğrul, Halide Edip'in de onayıyla Kezban rolünü Neyyire'ye verdi. Peki daha önce sadece birkaç okul piyesinde oynayan, kamera karşısına ilk defa geçecek olan genç kız, giriştiği bu zor işin altından kalkabilecek miydi? Kalktı. Münire Eyüp daha girdiği ilk sınavdan başarıyla çıktı. Yeni Mecmua dergisinde, filmle ilgili çıkan bir yazıda Kezban rolünden şöyle bahsediliyordu; "...fakat filmin şaheser kısmı Kezban rolündedir. Kezban, Ateşten Gömlek romanında Anadolu kadınının cefa, mihnet ve asalet timsalidir. Diyebiliriz ki, bu gömleğin bütün ateşi Kezban'ın kalbinde ve gözlerinde toplanmıştır ve bu rolü yapan Türk hanımı Ateşten Gömlek muharririni en iyi anlamış insandır. Kezban'ın İhsan'a muhabbet ve alâkasında, kalp ve ruhundan başka bir şeyin dahli yoktur. Bunu, İhsan hainlerin eline düştüğü vakit, Kezban'ın muztarip yüzünden pek güzel okuduk."[3]

Peki kimdi bu daha oynadığı ilk rolde bu kadar başarılı olan Türk kızı? "Neyyire, 1319 malî, 1903 milâdi senesinde Fatih'te Atikalipaşa mahallesindeki evlerinde dünyaya geldi. İsmini de Münire koydular... 1905'te Neyyire daha iki yaşında iken, babası Eyüp efendi vefat etti. Hatice Hanım dul, Neyyire de pek küçük yaşta yetim kaldı. Bu, büyük bir felaketti.(...) Onu, altı yaşında Cibali'de Üsküplü mahalle mektebi'ne verdiler. Burada müddetini bitirince, Horhor'daki iptidaî mektebine yazdırdılar... Babası müderris'ti (öğretmen). Kendi de babasının mesleğini mi istedi; yoksa büyükleri mi böyle münasip gördüler bilemiyorum; ama Neyyire, 1916'da iptidaî mektebinden Darülmalûmat'a (Kız Öğretmen Okulu) nakledildi. 1918'de bu mektepte okurken annesini kaybetti. Bu, yeri doldurulamayacak boşluk Neyyire'yi çok sarstı. Darülmalûmat'a girdikten beş sene sonra, 1921'de bu mektebi de bitirip şahadetname aldı ve "muallime" oldu. Bu genç ve zeki "muallime", daha okumaya doyamamıştı. Bir ecnebi lisanı öğrenmeye merakı vardı. İngilizce'yi elde etmek istiyordu. Kimseden teşvik görmesine, yol göstermesine lüzum kalmadan, kendi sây ve azmiyle o senenin ders yılı başlangıcında Amerikan Kız Koleji'ne gidip kaydoldu. İki sene de bu mektepte okudu..."[4] Azimli, çalışkan, kafasına koyduğunu yapan bir yandan da içine kapanık, naif ve kırılgandı Münire. Hayat, ailesini ondan erken koparmış, o da kendini eğitimine vermiştir. Ama artık Neyyire'nin önünde yeni bir hayat vardır.

Aynı yıl yine Muhsin Ertuğrul'un yönettiği Kız Kulesinde Bir Facia filminde oynar. Her iki filmde gösterdiği başarı ona sahnenin de kapılarını açar. 1923 yılında Raşit Rıza'nın isteğiyle Muhsin Ertuğrul Othello'yu sahneler. Othello'yu Raşit Rıza, Iago'yu Muhsin Ertuğrul oynayacaktır. Oyunda iki Türk kadın oyuncu da vardır. Bunlar, Desdamona rolünde, Mustafa Kemal'in emriyle daha dört ay önce İzmir'de sahneye çıkmış Bedia Muvahhit ve hiç sahneye çıkmamış Emillia rolünde Neyyire Neyir'dir. Tek gece oynanan bu temsilde Afife'nin açtığı yolda bu iki kadın daha sağlam adımlarla ilerlemektedir. Neyyire Neyir beyaz perdeden sahneye gelişini ve sahnedeki ilk gecesini şöyle anlatır; "İlk defa sahneye çıkışım da heyecanlı olmuştu. 1339 senesi kanunuevveli altıncı günü (1923 aralık ayı) Varyete tiyatrosunda sahneye geldim. Bakın nasıl oldu? Perde açıldığı zaman Othello (Raşit Rıza) Yago (Muhsin) sahnedeydiler. Dezdamona'nın ( Bedia Muvahhit) nedimesi olarak sahneye çıktım. Daha evvel "Ateşten Gömlek" ve "Kız Kulesi" filmleri ile sahneye alışkanlığım vardı. Fakat localar, parterler çok kalabalıktı. Bakamıyordum seyircilere. Sanki sesim titriyordu. Kulaklarımda tatlı bir uğultu vardı."[5] Münire Eyüp, sahne ismi olarak Ateşten Gömlek filminden itibaren Neyyire Neyir'i kullanacaktır ve daha sonra evleneceği Muhsin Ertuğrul'dan başkasının ona Münire demesine izin vermeyecektir. Darülbedayi'nin en çalkantılı dönemleridir. Sürekli kurulup dağılan, oyuncuları oradan oraya savrulan daha temelleri tam oturmamış bir yapı içinde Neyyire tutunamaz. Bir yıl kadar Fikret Şadi'nin kurduğu Milli Sahne'yle beraber Anadolu'ya turneye çıkar. İstanbul'a dönen topluluk Fikret Şadi'nin Sinema salonunu işletmeciliğine girip tiyatroyu bırakmasıyla açıkta kalır.

1924 yılında Muhsin Ertuğrul, August Strindberg'in 75. doğum yıldönümünü dolayısıyla düzenlenen tiyatro gösterilerini izlemek için gittiği İsveç'ten döner. Döndükten sonra da Ertuğrul Muhsin ve Arkadaşları topluluğunu kurar. Neyyire Neyir'de sonradan topluluğa dahil olur. Topluluk Hans Müller'den Muhsin Ertuğrul'un uyarladığı Renkli Fener oyunu ile 27 Aralık 1924'te Şehzadebaşı'ndaki Ferah Tiyatrosu'nda perdelerini açar. Tiyatro tarihimizde önemli bir yeri olan, pek çok yeniliğin getirildiği ve Ferah Dönemi olarak adlandırılan bu dönemde pek çok yeni ve çeviri oyunlar oynanır. Neyyire Neyir'de bu rüzgarda kendisine yer bulur ve yazdığı Kâşif Efendi adlı oyun Münire Eyüp imzasıyla burada oynanır. Ancak Ertuğrul Muhsin ve Arkadaşları topluluğu yaptıkları Trabzon turnesinden sonra Mayıs 1925'te dağılırlar. Topluluğun mali açıdan giderek bir darboğaza düşmesi, bu dağılmada başlıca etken olmuştur.[6]

Muhsin Ertuğrul 1925 yılında tiyatroları ve yeni metodları incelemek amacıyla Sovyetler Birliği'ne gider. Neyyire Neyir'de bir süre sonra ona katılır. Muhsin Ertuğrul çeşitli tiyatroları inceler, oyunların provalarına izlerken Neyyire Neyir'de Meyerhold Tiyatrosu'daki çalışmalara katılır. Ancak çift Moskova'nın soğuğuna dayanamaz. 1927 Ocak ayında kısa bir süreliğine geldikleri İstanbul'da, İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Muhittin Üstündağ'ın Muhsin Ertuğrul'a Darülbedayi'de Başyönetmenlik önermesiyle tekrar Darülbedayi'e dönerler. Muhsin Ertuğrul Darülbedayi'de yeni bir dönem başlatır. Bu dönem, artık çalışmak dahası disiplinli çalışmak ve eskisi gibi sulu zırtlak komediler değil gerçek sanat yapıtlarını sahnelemek, halkın sanat seviyesini yükseltmek maksadındadır. Muhsin Ertuğrul iki yıl boyunca Rusya'da gördüklerini uygulamaya başlamıştır. Neyyire Neyir de bu yenileşme hareketinin önemli bir oyunu olan İbsen'in Hortlaklar adlı oyunuyla sahneye döner. Darülbedayi'nin ilk yurtdışı turnesi sayılan Kıbrıs ve Mısır seyahatlerinde yer alır. Ertesi sene 1928'de Muhsin Ertuğrul'un yönettiği Ankara Postası filminde Naciye Sultan rolünü oynar. 1929'da Vedat Nedim Tör'ün yazdığı Kör piyesinde Muhsin Ertuğrul, Emin Beliğ ve İ.Galip Arcan'la birlikte rol alır. Muhsin Ertuğrul bir atılım daha yapar ve 15 Şubat 1930'da Darülbedayi ismiyle bir dergi çıkarmaya başlar. Neyyire Neyir de dergide Rus edebiyatı ve tiyatrosu üstüne yazılar yazar ve Münire Eyüp adıyla derginin yazı işleri müdürü olur. Ölümüne kadar sürdüreceği bu görev sırasında Neyyire Neyir iki defa mahkemeye çıkar. İlki, 1931 yılında Darülbedayi dergisinde Vasfi Rıza Zobu'nun "Zobo Oğlu" takma adıyla yazdığı bir yazıda Halit Fahri'ye hakaret ettiği gerekçesiyle açılan davadır. Hem Neyyire hem de Vasfi Rıza bu davadan beraat ederler. İkincisi ise 1942 yılında Celaleddin Ezine'nin, Muhsin Ertuğrul'un yönettiği Hamlet piyesi için Tasviri Efkâr gazetesinde yazdığı eleştiriye karşılık, Muhsin Ertuğrul'un Türk Tiyatrosu dergisinde cevap olarak yazdığı yazının Celaleddin Ezine'ye hakaret içerdiği gerekçesiyle açılan davadır. Neyyire Neyir derginin yazı işleri müdürü olmasından dolayı 2 ay hapis ve 33 lira para cezasına çarptırılır. Ancak cezası ertelenir.

Neyyire Neyir kişiliği ile olduğu kadar oyunculuğuyla da kendinden çok söz ettirir. Üstlendiği rollerdeki başarısı aynı zamanda çalışkanlığının ve yeteneğinin bir eseridir. Yıllar içinde bir çok oyunda oynar. Hortlaklar, Bora, Aşkın Ölümü, Kör, Hile ve Sevgi, Zehirli Kucak, Suç ve Ceza, Unutulan Adam, Müfettiş, Tohum, Macbeth, Ayak Takımı Arasında, Sürtük, Yanlışlıklar Komedyası, Bir Adam Yaratmak, oynadığı onca oyundan bazılarıdır. Oynadığı her oyunda büründüğü her rolde kendisinden söz ettirmesini bilir. "Çalışmak her zaman faydalı netice verir. Eğer bu çalışma metodik ve devamlı ise muvaffakiyetler temin eder, ve eğer ona istidat da arkadaşlık ediyorsa, mucizeler doğurur...Şehir Tiyatrosunda, birinci plânda duran Neyire Ertuğrul bunun parlak bir delili sayılır. Tabiî sevkle de olsa, itikatla da olsa, hakikat şudur ki Neyire şöhretini kâmilen çalışmasına ve kısmen kabiliyetine borçludur. Yüksek tahsil ve terbiye sahibidir. Karakterinde halkı alâkadar eden en keskin çizgi sebattır. Yâni sarıldığı meslekte terakki etmek, yükselme gayreti...Sahne san'atine ait herşeyle alâkalıdır. Tiyatro san'ati onun için alelâde bir iş değil, cemiyete karşı mânevi bir vazifedir ki ciddiyet ve istikametle ifa eder; ve aynı zamanda, bütünlüğü ile katıldığı ruhî asil bir zevktir."[7]

Neyyire Neyir, çok yönlü bir kişiliğe sahiptir. Aldığı eğitim ve sanat aşk'ını harmanlayarak ortaya çok yönlü bir kişilik çıkarmayı başarmıştır. "Okumayı sever. Her şeyi öğrenmek, bilgisini arttırmak için hiçbir fedakârlıktan, yorgunluktan kaçınmaz, tiyatro ve sinama san'atında ve ilminde vukuf sahibi bir san'atkârdı. Kıymet derecesini bilemem ama, Komedi Fransez san'atkârları Aleksandr ve Robin'le fransızca, Sesil B. Dömil'le ingilizce, bizim ressam Pirof'la rusça konuşurken onu dinlemiştim. Musiki bilir, resim yapar, hüsnühat üzere yazı yazardı. Türk edebiyatına vakıf, temiz bir ifadeye ve tahrir kuvvet ve kudretine sahipti."[8]

Bunca uğraş ve oyunların arasında Neyyire Neyir yine de boş durmaz ve Muhsin Ertuğrul'la beraber 1 Nisan 1941'de PERDE ve SAHNE isimli dergiyi çıkartırlar. Derginin ilk sayısında Neyyire Neyir dergiyi çıkarma sebeplerini şöyle anlatır; "Evet; Perde ve Sahne adındaki bu mecmua, huzurunuza çıkmak için sizden ve matbuat ailesine karışmak için de ağabeylerinden müsaade istiyor. Perde ve Sahne dergisini çıkaranlar bu yükün altına ne para, ne şöhret için girmişlerdir. Hayatlarını vakfettikleri sahne sanatına bu sahada da hizmet edebilmekten gayrı Hiçbir istekleri ve düşünceleri yoktur. İstanbuldaki tiyatro teşekkülleri bütün kış çalışırlar, hatta program mahiyetinde bir de mecmua neşrederler, fakat ilkbahar gelip te tiyatro kapıları kapanınca mecmuaları da tiyatroları gibi susar ve tiyatro için bir yaz uykusudur başlar. Perde ve Sahne işte bu âtıl zamanlarda (Sinema ve Tiyatro) yu unutturmamak ve bu mevzu etrafındaki alâkayı gevşetmemek için neşrediliyor."[9]

Neyyire Neyir anlaşılacağı gibi kendini tamamen tiyatroya ve san'ata adamış bir güneştir. Ancak bu güneş 1942 senesinin Ekim ayında bir oyunun provası sırasında yoğun göğüs ağrıları yüzünden hastaneye kaldırılır. Vasfi Rıza Zobu o günü günlüğüne şöyle not eder: Neyyire Neyir hasta...Kalp süpabı kapağımı, bilmem ne diyorlar; tehlikeliymiş...Allah saklasın... İki, üç ay kadar Alman hastanesinde yatan Neyir, sağlıklı bir şekilde hastaneden çıkar. Hatta tiyatro da yapılan provaları izlemeye bile gider. Ancak hastalığı onu bırakmaz. Bir gün duyduğu şikâyetler üzerine yeniden hastaneye kaldırılan Neyirre Neyir, 13 Şubat 1943 Cumartesi günü saat 22:05 te Alman Hastanesinin 310 numaralı odasında hayata gözlerini yumar. Bir güneş, gerçek bir san'at güneşi sönmüştür. Cenazesi 15 Şubat 1943'te Asri mezarlığa defnedilir.

"Onun ve benim ortak olduğumuz bir gaye ve inancımız vardı: Bizim memlekete tiyatro okuldan daha çok lâzım, halkın yükselişinde tiyatronun rolü çok önemli. Yazık ki yıllarca sonra bu gayeye varacak olan yolun daha başındayız. Ben ömrümüzü bir koşuya, bir yarışa benzetiyorum. Biz sanki eski Yunanlıların (Lampadedromia) dedikleri bir meşale koşusundaymışız gibi durmadan yarışıyoruz. Elimizde söndürmeden gayeye ulaştırılacak bir meşale var, şayet yarışanlardan biri yarı yolda kalırsa, arkadaki o ışığı alacak, ileriye atılacak, tâ o da çatlayıp düşünceye kadar. Ve bu yarış böyle nesillerce sürecek, gidecek, tâ ki meşale geçtiği yolları aydınlatarak ileriye, durmadan ileriye gitsin...İşte NEYYİRE bu meşale yarışında öldü."[10]

Bugün hiçbir engel olmadan sahneye çıkabilen Türk kadını, Afife'yi, Bedia'yı, Neyyire'yi onların bu yolda neler çektiklerini bilmeli ve unutmamalıdır. Biz son sözü bu sefer de başka bir ustaya, İ.Galip Arcan'a bırakalım..."Ve nihayet...İşte hakiki san'at fedayisi olarak Türk sahne tarihinde adı, sanı ebediyen anılacak olan Neyyire Neyir...azmi, iradesi, canını feda edercesine çalışması, üstün san'at mizacı ile nice yüzyıllar Türk kadınlarına örnek kalacak olan büyük sanatkâr Neyyire, tiyatro aşkının ateşi etrafında bir pervane gibi yanıp kül olan unutulmaz sanatkâr Neyyire..."[11]


HAZIRLAYAN : Selçuk YÜKSEL


DİPNOTLAR

[1] Darülbedayi'nin Elli Yılı/Özdemir NUTKU/A.Ü.D.T.Ç.F.Yayınları:191/Ank.Ünv.Basınevi/1969

[2] Benden Sonra Tufan Olmasın/Muhsin ERTUĞRUL/Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Yay./1989

[3] Temaşâ:Ateşten Gömlek Sinemada/Yeni Mecmua/No:76,Sayfa 217-18/15 Mayıs 1923

[4] Türk Tiyatrosu Dergisi /Vasfi Rıza ZOBU/Sayı:167/15 Şubat 1944

[5] Benden Sonra Tufan Olmasın/Muhsin ERTUĞRUL/Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Yay./1989

[6] Darülbedayi'nin Elli Yılı/Özdemir NUTKU/A.Ü.D.T.Ç.F.Yayınları:191/Ank.Ünv.Basınevi/1969

[7] Sahnemizin Değerleri/A.MADAT/AB Neşriyatı/1943

[8] Türk Tiyatrosu Dergisi /Vasfi Rıza ZOBU/Sayı:167/15 Şubat 1944

[9] Perde ve Sahne/Neyyire NEYİR/Sayı:1/1941

[10] Perde ve Sahne/Muhsin ERTUĞRUL/Sayı:22-25/1943

[11] Türk Tiyatrosu Dergisi/İ.Galip ARCAN/Sayı:203/1 Nisan 1947

 

 

 

 

Türk Tiyatrosu'nun bir klasiği varsa, o da herhalde Keşanlı Ali Destanı'dır. Özdemir Nutku'nun deyişiyle "Türk tiyatrosuna gideceği yolu gösteren" bir dönüm noktasıdır Keşanlı. Bu öncü rol için pek çok neden sayılabilir. Belki o güne dek görülmemiş özgün ve yerli bir tiyatro dili meydana getirmesi, belki kendisinden sonraki tiyatro insanlarını peşinden sürüklemesi, belki tiyatromuzun en fazla sahnelenen eserlerinden biri olması, belki ilk epik müzikli oyun olarak adlandırılması, belki geleneksel tiyatromuzun yeniden tanınması ve çağdaş bir formla izleyiciye geri dönmesini sağlaması... Ama en önemlisi, tiyatro tarihimizin, edebiyatımızın ve seyircimizin zihninde edindiği yer, tiyatro deyince akla ilk gelen oyunlardan biri olması, günümüzün moda deyimiyle bir markaya dönüşmüş olması...

 

Keşanlı Ali Destanı'na bu başarıyı kazandıran oyunun yazarı Haldun Taner'den başkası değil elbette. Ancak Keşanlı, Taner'i de aşarak, başlı başına bir kült haline geldiyse, bu başarıda Gülriz Sururi ve Engin Cezzar'ın da payını unutmamak gerekir; onlar Keşanlı'yı, Keşanlı da onları büyüttü, ilerletti, bugünlere getirdi... Taner de oyuna yazdığı önsözde bu görüşü destekliyor: "Bu başarıda, bestecinin, rejisörün, dekoratörün, ışıkçının, kostümcünün, 42 sanatçı ve teknisyenin ayrı ayrı her birinin elbirliği ve anlayışlı uyumunun, en az yazarı kadar, eşit payı vardı. Keşanlı o tarihten sonra bir tiyatro olayı oldu".

KEŞANLI ALİ DESTANI

 

Keşanlı Ali Destanı 15 Şubat 1964'te provaya girdi. Genco Erkal'ın yönetmenliği, Duygu Sağıroğlu'nun sahne düzeni ve Yalçın Tura'nın müzikleriyle, yaklaşık bir buçuk ay sonra, 31 Mart 1964 gecesi, Karaca Tiyatro'da seyircilerine merhaba dedi. Oyunun müzikleri, prömiyer günü saat 4'te tiyatroya geldi, ancak iki üç saatlik bir provayla maestro Kapoçelli tarafından güç bela yetiştirildi. İkinci perdenin dekoru saat yedi olmasına rağmen hala tiyatroya gelmemişti. İlk perde oynanırken Aydemir Akbaş sahne arkasında dekorları yapıyor, bir yandan da Sipsi Selim'i oynuyordu. Ama her şeye rağmen Keşanlı olağanüstü bir coşkuyla karşılandı, büyük sükse yaptı. Oyunun ilk akşamını Gülriz Sururi şu sözlerle anlatıyor: "Alkışlar bitmek bilmedi o gece. Perdeci açıp kapamaktan yorulmuştu perdeyi. Oyuncular yeniden geliyor sahneye. Perdenin açılıp kapanmasına gerek kalmamış, seyirci alkış temposuyla açıp kapıyor perdeyi sanki. Sonunda Haldun Taner'i ve Yalçın Tura'yı çağırıyoruz sahneye biz sahnedekiler. Ve Haldun Taner sahneye geliyor. Seyirciyi selamladıktan sonra eliyle bitmeyen alkışları zorla durdurup konuşuyor ve diyor ki:


- Bu alkışlarınız yalnız yazara olamaz. Keşanlı Ali öyle bir bütün haline geldi ki bu gece, artık onu yazarından, müzikçisinden, kahramanlarından, en ufak rolü üstlenen oyuncusundan teknisyenine kadar birbirinden ayıramayız. Demek ki bu bir tiyatro olayıdır ve tüm ekibin ortak başarısıdır. Keşanlı Ali Destanı'nın büyük şansı bu ekiple buluşmasıdır bence. "


Oyun bitip seyirciler evlerine döndükten sonra, ekip bütün yorgunluğunu, gerginliğini yine bir arada, önce fuayede, sonra da gittikleri Nişantaşı Kulüp B'de attı. O saatleri yine Sururi'den dinleyelim: "O gece sarhoş olduk. Tüm Keşanlı ekibi ve dostlarımız, tiyatromuzun dostları. Oyundaki dansları kendimiz için oynadık fuayede. Yaşamım boyunca böylesi sarhoş olmamıştım. Zafer sarhoşluğuydu bir yerde bu. Engin'le fuayede halay çekiyorduk kan ter içinde, ertesi günkü oyunu unutmuşçasına. Bağıra bağıra şarkı söylemekten sesim kısılmıştı o gece. İlk Türk müzikali doğmuştu o gece."

 

Keşanlı Ali Destanı tiyatromuzda başka birçok ilke imza attı. Bu ilklerden kayda daha az geçenleri, biletleri karaborsaya düşen ilk oyun olması, ilk kez yurtdışı turnesi yapan bir özel tiyatro yaratması, basında en fazla yer alan yerli oyun haline gelmesidir belki de. Bir de Gülriz Sururi ve Engin Cezzar'ı bu derece sarhoş ve meşhur eden ilk eser olarak bilinmesi...

Yavuz PEKMAN

KEŞANLI ALİ DESTANI

 

Keşanlı Ali Destanı'nın prömiyeri sonrası yazar Haldun Taner ve ekip Nişantaşı Kulüp B'de eğlenirken. 31 Mart 1964. (Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Memet Akan, Genco Erkal, Aydemir Akbaş, Umur Bugay, Hüseyin Salcı, Aylin Çobanoğlu, Gönülden Peksoy, Ani İpekkaya, Çetin İpekkaya)

 

 

AKSARAY KÜÇÜK OPERA

 

 

Aksaray'dan Topkapı yönüne doğru döndüğünüzde, yol ikiye ayrılır. Sağda Adnan Menderes Bulvarı, sol tarafta Millet Caddesi ( şimdiki adıyla Turgut Özal Caddesi) vardır. Siz sol yönü takip ettiğinizde sağ yanınızda Muratpaşa Camii ile karşılaşırsınız. İşte bu cami'nin yanında yükselen, işyerlerinin bulunduğu binanın yerinde eskiden, 1939 senesinde Emek Sineması ismiyle işletilmeye başlanan 1946 'da da Aynur Sineması ismini alan bir sinema salonu vardı. İsmail Şirin'e ait olan bu salonda, 1950'li yılların sonlarında film gösterilerinin yanısıra zaman zaman Tevhit Bilge Topluluğu oyunlar sergilerdi. 1959 yılının Ekim ayında Milliyet Gazetesine verilen bir ilanda şu sözcüklerle karşılaşıyoruz: "Aksaray'da Millet Caddesi'nde yeni yapılan Küçük Opera sinema ve tiyatrosunda bu akşamdan itibaren her gece 21,30 da Tevhit Bilge Tiyatrosu, cumartesi, pazar, çarşamba saat 16,00 da tenzilatlı talebe ve halk matineleri". Aynı gazetenin 24 Ekim'deki ilanın da ise Tevhit Bilge'nin T. Bernard'dan Bedia Muvahhit'in uyarladığı "Mebus Olacağım" adlı oyunu sahnelediğini öğreniyoruz. 1959 yılının sonunda bu salon, Tevhit Bilge'nin önerisiyle tiyatro salonu haline getirildi ve de salon 'Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu' adını aldı. Bu ad hem salonun hem de burada biraraya gelen tiyatrocuların kurdukları toplulukların adı olarak anılmaya başladı. Daha çok vodvillerin ve bulvar komedilerinin sergilendiği 500 kişilik bu şirin salonda bir çok topluluk perde açtı. Tiyatro'nun işleyişi şöyleydi ; İsmail Şirin her sezon bir tiyatrocu ile anlaşır, onun bir topluluk kurmasında yardımcı olur ve salonunu bu gruba yüzde karşılığı kiralar ya da ortaklık oluştururdu. Bu da çok cazip gelirdi tiyatroculara. Ancak, İsmail Şirin, çoğu zaman kurulan topluluklarla ya da topluluğu oluşturan kişilerle anlaşmazlığa düşer, yeni bir topluluk yerleştirirdi salonuna. Önemli olan, bu toplulukları oluşturan kişilerin sahnede ya da sinemada tanınmış, ünlü kişiler olmasıydı.

 title=

 

Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu, 1959-60 sezonunda perdelerini, Tevhit Bilge'nin oluşturduğu topluluğun "Mebus Olacağım"1 adlı oyunuyla açar. Oyunda; Tevhit Bilge, Daver Yüklen, Coşkun Delikan, Orhan Erdamar, Turgut Aktaş, Hikmet Pulat, Birsen Menekşeli, Lâle Ceylan, Melahat Özekit oyuncu olarak rol alırlar. Ancak 1960 yılının başında, 19 Ocakta, Tevhit Bilge, gazetelere verdiği 'Mühim Açıklama' başlığı taşıyan bir ilanla, Küçük Opera Sinemasıyla bir ilişkisinin kalmadığını bildirir. İki gün sonra, bu kez Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu adına bir ilan çıkar. İlanda şu sözcükler yer alır: "Perde ve sahnemizin biricik komedyeni Çeto Orhan Erçin muvaffakiyetle 'Mebus Olacağım' temsiline devam etmektedir. 150. Oyun". Topluluktan Tevhit Bilge ayrılmış yerine Orhan Erçin gelmiştir. Oyun, ocak ayının sonuna kadar devam eder ve şubat ayında 'Vatan Cephesi' adıyla yeni bir oyun sergilenmeye başlanır Küçük Opera'da. Tevhit Bilge 6 Şubat 1960 günü Milliyet Gazetesine verdiği bir ilanla 'Mebus Olacağım' ve 'Vatan Cephesi' adlı oyunların kendi tiyatrosundan kopya edildiğini bildirir ve "Bu teşekkül ile (Aksaray Küçük Opera) hiçbir ilişkimiz yoktur. Bu hususta alakalı makamlara müracaat edilmiştir. Tiyatromuz yakında yeni binasında mutat temsillerine başlayacaktır" açıklamasını yapar. 'Vatan Cephesi' adlı oyun o yılın mart ayının sonuna kadar devam eder. Mart ayında 'Tahliye Kararı' adlı bir oyun daha sahnelenir. 'Mebus Olacağım' adlı oyun şubat ayı başında kalkmıştır. Nisan ayında gelecek oyun olarak 'Bucak Başkanı Cürmü Meşhut' olarak açıklansa da yeni oyunun adı 'Deliler Evleniyor' olur. 1959-60 sezonu bu oyunla sona erer. Yaz aylarında Muammer Karaca'nın Aksaray Küçük Opera salonunu kiralayacağı, Beyoğlu'ndaki salonunun yanısıra burada da temsiller vereceği haberi çıkar gazetelerde. Fakat bu gerçekleşmez.

1960-61 sezonunda yeni bir topluluk girer Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'na: Altan Karındaş ve Arkadaşları. Bu 'Arkadaşları' nitelemesi o dönemlerde pek sık kullanılır. Ünlü bir ya da iki oyuncunun adıyla birlikte 'Arkadaşları' sözü eklenir, böylece tiyatro grubunun önemli bir topluluk olduğu imajı verilir seyircilere. Altan Karındaş bir ekip oluşturmuş, deneyimli tiyatrocu Agâh Hün'ü almıştır yanına. Oynayacakları oyun geçen sezon Dormen Tiyatrosu'nda sahnelenen Andre Roussin'in 'Küçük Kulübe' adlı oyunudur. Nisa Serezli'nin dilimize çevirdiği oyunu Agâh Hün sahneye koyar. Eylül ayında sahnelenmeye başlayan oyunda Altan Karındaş'ın yanı sıra Sadettin Erbil, Bülent Koral ve Gürdal Onur rol alırlar. Ekim ayında Agâh Hün Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu adına Cevat Fehmi Başkut'un 'Sana Rey Veriyorum' adlı oyununu koyar sahneye. İhsan Balkır, Asuman Arsan, Pervin Par, Diclehan Baban, Suzan Avcı, Suphi Kaner, Muharrem Gürses gibi ünlü sinema oyuncularının rol aldığı kalabalık bir kadro yer alır oyunda. Anlaşıldığı kadarıyla oyun pek tutmaz. Küçük Opera'nın ilk gözağrısı 'Mebus Olacağım' adlı oyun Agâh Hün tarafından tekrar sahnelenir. Altan Karındaş ve Arkadaşları'nın 'Küçük Kulübe'si oyuncu kadrosunun az olması nedeniyle olsa gerek sahnedeki yerini korumaktadır. Ardından 'Döner Yataklar' 2, 'Üç Karılı Koca', 'O Kadın'3 ve 'Üç Kafadarlar' adlı oyunlar sahnelenir. Sezonun sonuna doğru Tek Tiyatrosu adıyla Sadi Tek iki oyunla girer Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'na. Bunlar 'Erkekler Kırkından Sonra Azar' ve 'Paşa Hazretleri' adlı oyunlardır. Eski dönemlerde seyircinin ilgisini kazanmış oyunlar sergilenir bu dönemde Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda.

Geçen yaz gazetelerde çıkan Muammer Karaca haberi 1961-62 sezonunda gerçekleşir. Karaca Tiyatrosu, ünlü oyunu 'Cibali Karakolu'nu, artık Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda sunacaktır seyircilerine. Daha sonra bu oyununun yanı sıra 'Senatür' adlı oyununu da burada sergilmeye başlayacaktır Muammer Karaca. Arada bir de 'Cümbüş Palas' adlı oyun sahnelenir Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda. 1962 yılının başlarında Orhan Erçin ağırlığını koyar. M. Camoletti'nin yazdığı Füruzan Tekil'in dilimize çevirdiği, 'Aman İdare Et' adlı komedi sahnelenmeye başlanır. Oyunda Orhan Erçin'in yanısıra, Fikri Çöze, Necabettin Yal, Ayten Güvenç, Gazanfer Özcan, Handan Adalı ve Doğu Erkan rol alır. Gazanfer Özcan İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'ndan ayrılmış Küçük Opera'nın kadrosuna girmiştir. Mart ayı'nın sonlarına doğru M.Hennequin'den Selami İ. Sedes'in uyarladığı 'Üçüzler' adlı oyun sahne alır ve sezon Robert Thomas'ın yazdığı Zihni Küçümen'in dilimize çevirdiği 'Matrak Geçme Komiserim' adlı oyunla sona erer. O yaz salonun sahibi İsmail Şirin, tiyatrosuna yeni bir topluluk aramaktadır. Gençlik Tiyatrosu'ndan Orhan Erçin grubuna geçen Ergun Özcan'la anlaşmaya çalışmaktadır. Bir yandan da Ankara Devlet Tiyatrosu'ndan olaylı bir biçimde ayrılan Saim Alpago'nun oluşturacağı söylenen tiyatro topluluğundan söz edilmektedir.

ALPAGO TİYATROSU

 

1960 Darbesi olmuş. Yeni anayasa, ülkede az da olsa bir aydınlanma hareketi başlatmıştır. Artık Küçük Opera'da vodvillerden komediye, uyarlamalardan batılı yazarların oyun çevirilerine geçme zamanı gelmiştir. Tiyatro Alpago ile başlar Aksaray Küçük Opera'da 1962-63 sezonu. Saim Alpago, Altan Karındaş ile Aldo Nikoai'nin, Melih Vassaf ve Gülay Türker'in birlikte çevirdikleri 'Hayat Tatlıdır' adlı oyununu oynamaya başlar. Fakat kısa bir süre sonra topluluk İsmail Şirin ile anlaşamaz ve oyunu Elhamra Tiyatrosu'na taşır. Yerine Münir Özkul ve Arkadaşları gelirler. "Generalin Aşkı" adlı oyunu sergilemeye başlarlar. Jean Anouilh'in yazdığı Lütfi Ay'ın dilimize çevirdiği ve iki yıl önce Ankara Devlet Tiyatrosu'nda "Toreodorlar Valsi" ismiyle oynanan oyundur bu. Kadroda şu sanatçılar vardır: Münir Özkul, Suna Selen, Seden Kızıltunç, Merih Dinçoy, Zeki Dinçoy, Aysel Gürel ve Günfer Feray. Fakat, kısa bir süre sonra, yine ne olduysa bu sefer de salon sahibi ile anlaşamayan Münir Özkul terkeder Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nu. Ünlü oyuncu Naşit'in çocukları, Adile ve Selim Naşit kardeşler Naşit Tiyatrosu adıyla bir grup oluşturmuşlardır. Bu topluluk gelir Aksaray Küçük Opera'ya. Naşit Tiyatrosu evvelce Muammer Karaca'nın "Bulunmaz Damat" diye oynadığı "Oscar" adlı komedisini, "Matrak Kız" adıyla oynamaya başlar. Ziya Keskiner'in yönettiği oyunda; Adile Naşit, Zeki Alpan, Orhan Erdamar, Meral Küçükkörmükçü, Benal Öz, Emel Çeviren, Hayrünisa Birgün, Turgut Aktaş, Yücel Altuğ ve Arban Erçin oyuncu olarak görev almaktadır. 1963 yılının Mart ayında ise, İstanbul Şehir Tiyatrosu'ndan ayrılan Gazanfer Özcan bir grup oluşturur. Küçük Opera'da, Gazanfer Özcan ve Arkadaşları adıyla Müsahipzade'nin 'Mum Söndü' adlı oyununu sahnelenmeye başlar. Oyun, bir önceki yıl İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda seyirciyle buluşmuş büyük ilgi görmüştür. Oyunda şu oyuncular rol alır: Gazanfer Özcan, Gönül Ülkü, Neş'e Yulaç, İlhan Hemşeri, Tevfik Gelenbe, Zafer Önen, Meriç Başaran, Necmi Tarlan, Yavuz Şeker, Ümran Ertok ve Orhan Erçin. Artık yıllarca perdelerini İstanbul'da açacak olan Gönül Ülkü Gazanfer Özcan Tiyatrosu'nun temelleri atılıyordur burada. Reşit Baran'ın yazdığı, Orhan Erçin'in sahneye koyduğu 'Bebek Davası' adlı oyun sahnelenir ardından. Mayıs ayının ortalarında turneye çıkar topluluk. Sezon böylece kapanır.

1963-64 sezonu başında Pekcan Koşar ve eşi Lale Belkıs'la ilişkiye geçer İsmail Şirin. R.M.Dougall ve Ted Allen ikilisinin yazdığı Orhan Aydınbaş'ın dilimize çevirdiği 'İkiz Kardeşim Davit' adlı komedisini oynanacaktır Küçük Opera'da. Fakat tarih tekerrür eder. Pekcan Koşar anlaşamaz İsmail Şirin ile ve perdelerini açmasıyla kapaması bir olur bu yeni grubun. Büyük bir olasılıkla oyun ilgi görmemiştir. Kurulduğundan bu yana yerli güldürü, uyarlamalar ve vodvillere alışmış seyirciye garip gelmiş olabilir 'İkiz Kardeşim Davit'. Belki de yüzde ile çalışan İsmail Şirin'in işine gelmemiştir bu durum. Kolları sıvar Şirin, Aynur Sineması'nı tiyatro yapması fikrini veren, böylece Aksaray Küçük Opera Tiyatrosunu'nun oluşumuna neden olan Tevhit Bilge yuvaya döner. Yeni topluluğun adı 'Tevhit Bilge, Orhan Erçin ve Arkadaşları'dır. Ne varsa eskilerde vardır diyerek Marivaux'dan uyarlanan 'Buradan Kaçıyorum'4 adlı oyunu koyarlar sahneye. 'Burdan Kaçıyorum' adlı oyunda şu oyuncular rol alır: Tevhit Bilge, Orhan Erçin, Mürüvvet Sim, Bahri Beyat, Timuçin Caymaz, Nevzat Okçugil, Zafer Önen, Nilgün Esen ve Suna Can. Bir ay sonra Jaen Guitton'dan Melih Vassaf ve Muhip Dibekli'nin uyarladıkları 'Şaşkın Komiser' Orhan Erçin'in yönetiminde sahneye taşınır. Kadroya Şemsi İnkaya, Melahat Özekit, Tülay Darcan eklenir. Ardından Orhan Erçin'in yazıp yönettiği 'Yedi Canlı' komedisiyle, Daniel Riche'den Ahmet Nuri Sekizinci'nin uyarlaması olan ünlü 'Hisse-i Şaiya' perde alır. 1964 yılının başlarında toplulukta yine bir kargaşa çıkar. Zafer Önen ve Tevhit Bilge anlaşamamıştır İsmail Şirin ile. Zafer Önen ve ardından Tevhit Bilge tiyatrodan ayrılır. 'Hisse-i Şaiya' afişten indirilir, yerine öteki günlerde oynanan 'Yedi Canlı' komedisi yerleşir. Halit Akçatepe ve Ayten Erman katılır topluluğa. Aynı günlerde Muammer Karaca Tiyatrosu'nun 6 Oyunları'nda, Münir Özkul Tiyatrosu Peter Ustinov'dan Orhan Aydınbaş'ın dilimize çevirdiği, bir yıl önce Ankara Meydan Sahnesi'nde 'Romanoff'la Juliet' adıyla sahnelenen oyunu 'General Çöpçatan' adıyla oynamaktadırlar. Burada sözü Ses Dergisi'nde tiyatro haberleri yazan Melih Vassaf'a bırakalım: "Münir Özkul'un Elhamra'da 'General Çöpçatan' piyesine başlamasından birkaç gün sonra Karaca'nın 6 oyunları'nı oynıyan 'General Çöpçatan' grubu temsillerine son verdi. Bu tiyatroda son oyunlarından birine gelen ve seyreden 'Aksaray Küçük Opera'nın sahibi İsmail Şirin düşündü taşındı, sonunda ekibi tiyatrosuna davet etti. Şimdi aynı grup, bir iki değişiklikle Aksaray'da 'General Çöpçatan'ı oynuyor. Trupta Abdurrahman Palay, Ali Yalaz, Güner Namlı, Suzan Uztan, Merih Dinçoy, Cüneyt Türel, Haldun Ergüvenç, Orhan Aydınbaş, Zehra Sapmazer var. Aksaray'daki eski gruptan Orhan Erçin, Mürüvet Sim, Halit Akçatepe, Şemsi İnkaya, Melahat Özekit ve Timuçin Caymaz da 'General Çöpçatan'da rol alacaklar." (Ses Dergisi s:29 21.02.1964). Ve yine bir kargaşa çıkar. 'General Çöpçatan' mahkemelik olur. Münir Özkul eserle ilgili tüm hakların Türk Haberler Ajansı tarafından kendilerine verildiğini iddia ederek Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nu mahkemeye verir. Küçük Opera'da devam etmekte olan 'General Çöpçatan' da, general rolünü, Abdurrahman Palay oynamaktadır. Palay bu sıralarda Neş'e Yulaç'la bir ortaklık kurup, Aksaray Küçük Opera'ya yeni bir tiyatro topluluğu kazandırır. Topluluğun adı 'Abdurrahman Palay - Neş'e Yulaç ve Arkadaşları'dır. Oyun ise Çetin Altan'ın yazdığı daha önce İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenen 'Dilekçe' adlı oyundur. Ardından Küçük Opera'da Orhan Erçin'in derlediği 'Koçero' adlı oyun sahnelenir.

BÜYÜK KONGRE

1964-65 sezonu başlarken bir kaza olur. Oyuncular fuayede prova yaparlarken Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nun sahne tavanı toprak kayması sonucu çöker. Sahnede kimse olmadığı için bir yaralanma olmaz. Bu nedenle sezonun açılışı gecikecektir. Bu sezonda hangi topluluk hangi oyunları oynayacaktır? 28.09.1964 tarihli Milliyet Gazetesi'nin 'Sanat Haberleri'ne bir göz atalım. Haberin başlığı 'Orhan Erçin Opereti ve Halk Oyuncuları'. "Bu mevsim Aksaray Küçük Opera'da iki topluluğun temsillerini seyredeceğiz. Akşamları Orhan Erçin Opereti'nin yer alacağı sahnede 6 Temsilleri'nde Halk Oyuncuları bulunacak. Orhan Erçin Opereti tiyatro binasında vukua gelen kazâ sebebiyle tamir ve tadil faaliyeti bittikten sonra sezonu ancak Ekimin son haftasında açılabilecek. İlk oyun Pakize Başaran'ın 'Gecekondu Yosması'. 3 perdelik operet oyununu Orhan Erçin sahneye koymuş. Caz ve baleyi idare eden İtalyan balerin Maritza Boralı. Topluluğun 30 kişilik kadrosunda Mürüvvet Sim, Nevzat Okçugul, Ayten Kayalı, Meriç Başaran, Orhan Erçin, Handan Adalı, Diclehan Baban, Meral Küçükkörmükçü, Sedat Demir var. Küçük Opera'da saat 6 oyunlarında seyredeceğimiz topluluk ise Halk Oyuncuları. Yeni mevsimi Ekim sonunda John Patrick'in 3 perdelik "Aceleci Kalp" ile açacaklar. Halk Oyuncuları kadrosunda Gürdal Onur, Üstün Asutay, Oral Erdal, Erdoğan Tuncel, Sıtkı Akçatepe, Kadir Taymaz, Turhan Karaduman, Ersan Tersi, Erdoğan Sıcak var. Oyunu Gürdal Onur sahneye koymuş." Haber'de bahsedilen Halk Oyuncuları, şu meşhur "HO" olarak da anılan Halk Oyuncuları değildir. HO, daha sonra Küçük Opera salonunda perde açacaktır. Sezonun geç açılması nedeniyle 'Gecekondu Yosması' ve 'Aceleci Kalp' sahnelenmez Küçük Opera'da tamirat biraz uzun sürmüştür ve oyuncuların işe gereksinimi vardır, dağılır topluluklar. Bu sırada Adana Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda bir grup oyuncu ayrılmıştır. İsmail Şirin hemen anlaşır bu oyuncularla ve 7 Nisan 1965 tarihli Milliyet Gazetesi'nde şu ilan çıkar: "Aksara Küçük Opera'da 'Arap Saçı' komedi üç perde. Adana Şehir Tiyatrosu tam kadrosu ile. Biletler satışa çıkarılmıştır. Hergün saat 6'da 'Sakallı Teyze' komedi-müzikal üç perde" . 'Arap Saçı' adlı oyun ilgi görmez, yerine Franz von Schöntan'dan Servet Moray'ın uyarladığı 'Oyun İçinde Oyun' konur sahneye. Ziya Akelli'nin yönettiği oyunda Erhan Gökgücü, Güneri Kocatepe, Bersun Gökgücü, Atillâ Aybars, Gül Akelli, Ziya Akelli, Melih Başaran, Nevzat Okçugil, Yıldız Kafkas, Ahmet Uzman rol alırlar. Ve tamirat nedeniyle kısa süren sezon sona erer.

1965-66 sezonu başında Tevhit Bilge'yi tekrar görürüz Aksaray Küçük Opera'da Bu kez Vahi Öz ile bir ortaklık oluşturmuştur. Topluluğun adı 'Vahi Öz - Tevhit Bilge ve Arkadaşları'. O sıralarda Vahi Öz sinemada epey ün kazanmıştır ve bu nedenle tiyatroya seyirci çekmesi planlamıştır. Kimdir bu arkadaşları Nevzat Okçugil, Türkan Onur, Necabettin Yal, Orhan Alkan, Dinmez Er ve Jale Öz. Oyun, 'Ne Sağdayız... Ne Soldayız... Ortanın Yarısındayız' . Germain Lefrang'ın yazdığı müzikali Necabettin Yal uyarlar ve sahneye koyar. 1965 yılında sol rüzgârlar esmektedir ülkede. Türkiye İşçi Partisi kurulmuş ve seçimlerde 15 milletvekilliği kazanmıştır. Bu nedenle ilgi odağıdır sağ-sol meselesi. İlanlarda baleli müzikal komedi 3 perde olarak tanıtırlar oyunu. Küçük Opera'nın 6 Oyunları'nda ise Altan Karındaş ve Arkadaşları vardır. Sahneye taşıdıkları oyun Diego Fabri'nin Tarık Levendoğlu tarafından dilimize çevrilen 'Gönül Avcısı'5 dır. 20 Kasım. 1965 günlü Milliyet Gazetesi'ne verilen oyun ilanına not olarak "Altan Karındaş'ın Site'de Alman takliti ile oynadığı oyundur" cümlesi eklenmiştir. Anlaşılan Bu rolle Karındaş, epey ilgi toplamıştır. Oyunun dekorlarını ise Nejat Uygur yapar. Dağılan Adana Belediye Tiyatrosu oyuncularından bir kısmının Aksaray Küçük Opera'ya akın etmelerinin ardından Nejat Uygur da Adana'dan, İstanbul'a gelmiştir ve orada başladığı dekor yapma merakına burada da devam etmektedir. 'Gönül Avcısı' oyununda İnci Aykut, Nejat Uygur, Altan Karındaş ve Can Dirim rol alır.

VAHİ ÖZ

 

1966 yılı başındayız. James Bond filmleri izleyici rekorları kırmaktadır. Vahi Öz - Tevhit Bilge ve Arkadaşları boş durmazlar, hemen sahneye '0.007 Azmi Kont Ahretten Sevgilerle' adlı oyunu sahnelemeye başlarlar oyunu yine Necabettin Yal yazmış ve sahneye koymuştur. Bu oyunla birlikte 6 seanslarında 'Alo Orası Tımarhane mi?'6 adlı oyun seyirciyle buluşmaktadır. Ocak ayının son günü Milliyet Gazetisi'nde şu ilan çıkar: "Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda yarın akşamdan itibaren canlı bir yarış atının iştirakiyle baleli müzikal komedi. Her gün 18.00, pazartesi 21.15 Nejat Uygur ve Arkadaşları 'Kır Atıma Bineyim Yar Yoluna Gideyim'. Tiyatro tarihimize bir göz atmak gerek, belki de canlı bir atın ilk kez sahneye çıktığı oyundur bu. Oyun Mahmut Yesari'nin 'Erkek Güzeli' adlı oyununun yeni bir uyarlamasıdır. Nejat Uygur'un yönettiği, müziklerini Fahri Akdoğan'ın yaptığı oyunda şu oyuncular rol alır: Nejat Uygur, Bahri Beyat, Süheyla Beyat, Yasemin Tanyeli, Nuray Bahar, Yılmaz Bahar, Oya Bulaner, Ahmet Açan, Özdemir Yücel, Ayben Erman. Mart ayının başlarında Vahi Öz Tevhit Bilge ve Arkadaşları 'Uyan Süleyman Uyan' adlı yeni bir oyun taşırlar Küçük Opera'nın sahnesine. Bu oyun da baleli ve müzikaldir. Hem de İtalyan balerin Maritza Boralı'nın iştirakiyle. Oyun Fransız yazar Breal'den Zihni Küçümen'in yaptığı bir uyarlamadır. 1960 darbesi sonrası Süleyman Demirel ve ambleminde kır at olan Adalet Partisi iktidardadır. Bu nedenle gönderme yapılacaktır tiyatro sahnesinden, Süleyman Demirel'e ve kır atına. Nisan ayı başlarında Vahi Öz Tevhit Bilge ve Arkadaşları 'Büyük Kongre'7 adlı oyunu sahnelerler. Tevhit Bilge'nin yönettiği oyunda şu oyuncular rol alır: Tevhit Bilge, Necdet Tosun, Sedat Demir, Timuçin Caymaz, Ahmet Açan, Cem Özhan, Asuman Arsan, Mürüvvet Sim, Aysel Gürel, Meral Küçükerol, ve Oya Mella.

1966-67 sezonu 'Büyük Kongre' ile açılır. Nejat Uygur ve Arkadaşları ise 'Maç' adlı oyunun provalarına başlamışlardır. Nejat Uygur, dönemin önemli oyuncularından Sevim Çalışgir ile anlaşmıştır. İki kişilik bir oyundur 'Maç' ve bu oyunu geçen sene Ankara Meydan Sahnesi'nde de yöneten Yılmaz Gruda sahneye koymaktadır. Tam bu sırada önemli bir olay olur. Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nun sahibi İsmail Şirin trafik kazası sonucu ölür. Yönetimi İsmail Şirin'in kızı Binnur Şirin üstlenir. Binnur'un tiyatro ile pek fazla ilgisi yoktur. Sadece daha önce Saim Alpago'ya asistanlık yapmıştır. Yapmak istedikleri konusunda Melih Vassaf'a kulak verelim: "Ne yapacağı konusunda ise, babasının yolundan devam edeceğini belirtiyor. Geceleri Tevhid Bilge, Mürüvet Sim, Asuman Arsan, Timuçin Caymaz, Necdet Tosun hafif oyunlar ve vodvillerle komedi seyircilerini eğlendirecekler. Gündüzleri ise daha kaliteli oyunlara yer vermek istiyoruz. Saat 6 kadromuzu kuvvetlendirip güzel oyunlar seçeceğiz. İkincisi belli gibi bir şey... 'Bütün Kocalar Aptal Değildir' adında bir komedi. Nejat Uygur, Sevim Çalışgir belki de Semiramis Pekkan oynayacaklar. Fikret Hakan ile temastayız." (Ses Dergisi S:44 / 29. Ekim.1966) Semiramis Pekkan ve Fikret Hakan dönemin en ünlü kişileri arasındadır. Seyirciyi tiyatroya çekmek için bulunmaz nimettir. Fakat bu girişim de gerçekleşmez. Sonunda Nejat Uygur ve Sevim Çalışgir 'Maç' adlı oyunu sahnelemeye başlarlar. 1966 yılının son ayında Tevhit Bilge - Vahi Öz ve Arkadaşları 'Bakanlık Arabası' adlı müzikal bir komediyi taşırlar Küçük Opera sahnesine. 1967 yılı başlarında şu oyunları görürüz Aksaray Küçük Opera'da: Vahi Öz ve Arkadaşları 'Bakanlık Arabası', 'Horoz Nuri Derler Benim Adıma' ve 'Yolma Beni Belediye'; Nejat Uygur ve Arkadaşları 'Paşaya Söylerim', 'Ar Namus Makinesi', 'Kaynanam Kudurdu'. 'Bakanlık Arabası' adlı oyunu, Nuri Genç derlemiş, müzikleri Fahri Akdoğan, dekoru Nejat Uygur yapmış ve Vahi Öz sahneye koymuştur. 'Horoz Nuri Derler Benim Adıma' adlı oyunun sahnelenmesinin amacı ise o sıralarda sinemalarda sıkça gösterilen 'Küçük Hanım' adlı bir seri filmde Vahi Öz'ün canladırdığı 'Horoz Nuri' tiplemesidir. Nejat Uygur Tiyatrosu'nun sahneye taşıdığı 'Paşaya Söylerim' Frantz von Schöntan'dan bir uyarlamadır. 'Ar Namus Makinesi' ise T. Vilar'dan Zihni Küçümen uyarlamasıdır. Yine vodvillere, uyarlamalar ve ünlü oyuncuların becerilerine bırakılmıştır Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu.

HABABAM SINIFI

1967-68 sezonunda Ulvi Uraz Tiyatrosu yerleşir Aksaray Küçük Opera'ya. Oyunları, geçen sene 'Küçük Sahne'de sergiledikleri ve büyük ilgi gören Rıfat Ilgaz'ın 'Hababam Sınıfı' adlı oyundur. Ulvi Uraz'ın yönettiği oyunun rol dağılımı şöyledir: Müjdat Gezen (Refüze Ekrem), Ali Poyrazoğlu (Tulum Hayri), Ercan Yazgan (Kalem Şakir), Tolga Tigin (İnek Şaban), Tuna Beneklioğlu (Sidikli Turhan), Yalçın Erdeniz (Dursun Sektirmez ve Müfettiş), Ulvi Uraz (Piyale Hasan), Yalçın Gülhan (Yavşak Sadi), Ali Yalaz (Kel Mahmut), Zihni Küçümen (Müdür), Nur İnsel (Erkek Sevim), Gül Akelli (Kız), Ece Örge (Anne). Oyunun ilk sahnelenişindeki kadroda yer alan Metin Akpınar ve Zeki Alasya ile İnek Şaban tipini başarılı bir biçimde yorumlayan Suzan Ustan ve bir kaç kişi ayrılmıştır tiyatrodan. Ulvi Uraz Topluluğu daha sonra sırasıyla Necati Cumalı'nın 'Masalar', Darguşin Dobriçanin'in yazdığı Muharrem Şen'in dilimize çevirdiği 'Müşterek Ev' ve Orhan Kemal'in daha önce 'İspinozlar' adıyla sahnelenen 'Yalova Kaymakamı' adlı oyunları sunar seyirciye. Dekor ve kostümlerini İsmail Biret'in tasarladığı Gürol Gökçe'nin yönettiği 'Masalar' adlı oyunda şu oyuncular rol alır: Ulvi Uraz, Sema Öner, Gürol Gökçe, Aykut Oray, Zehra Erşan, Nur İnsel, Kemal Sunal, Orhan Erdamar, Erdoğan Dikmen, Daver Yüken, Yurdaer Erşan, Türkan Can. 'Müşterek Ev'i ise dekor ve kostümleri de tasarlayan İsmail Biret yönetir. Şu oyuncular rol alır oyunda: Hidayet Alpınar, Yavuz Şeker, Savaş Yurttaş, Şemsi İnkaya, Orhan Erdamar, Gül Akelli, Merih Dinçoy, İsmail Biret, Binnaz Gürses, Perran Kanat-Kutman. 'Yalova Kaymakamı'nı ise Yurdaer Erşan sahneye koyar ve şu oyuncular rol alır: Orhan Erdamar, İsmail Biret, Gül Akelli, Zehra Erşan, Sema Öner, Yavuz Şeker, Şemsi İnkaya, Savaş Yurttaş, Aykut Oray, Kemal Sunal, Perran Kanat-Kutman, Binnaz Gürses, Daver Yüken, Merih Dinçoy, Gürol Gökçe, Ulvi Uraz, Hidayet Alpınar, Nur İnsel, Yurdaer Erşan. Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu salonu ilk kez sadece bir topluluk tarafından repertuar tiyatrosu biçiminde kullanılmıştır. Ulvi Uraz ,İsmail Biret, Gürol Gökçe ve Yurdaer Erşan gibi genç yeteneklere , oyun sahneye koydurarak onlara bir şans vermiştir. Sezon Ulvi Uraz adına verimli geçmemiştir. Onun için erken bir dönemde Mart ayında, Anadolu turnesine çıkar. Nisan ayında salonu İstanbul Şehir Tiyatrosu kiralar sahneyi. Salon sahibi gelirin %35'ini alacaktır. Necati Cumalı'nın 'Susuz Yaz' adlı oyununu mart-mayıs ayları arasında sergiler Şehir Tiyatrosu, Küçük Opera'da. Bu sezon da böylece sonlanır.

ŞEHİR TİYATROSU

1968 yılında üniversite gençliği sokağa dökülmüştür. Üniversite yönetimine katılmak, daha fazla özgürlük için İstanbul Üniversitesi'ni işgal etmekte ve ülke sorunlarına dönemin iktidarının yetersiz kaldığını dillendirerek sürekli eylemler yapmaktadırlar. İktidarda ise Süleyman Demirel vardır. Aralarında Ankara Sanat Tiyatrosu'ndan kimi oyuncuların da yer aldığı bir grup oyuncu biraraya gelerek Halk Oyuncuları adında bir topluluk oluşturmuş ve Aydın Engin'in kaleme aldığı 'Devr-i Süleyman' adlı oyunu sahnelemeye başlamışlardır. Oyun İstanbul'dan Ankara'ya taşınınca valilik tarafından yasaklanmış, topluluk oyunun adını 'Devr-i Küheylan' diye değiştirerek oynamaya devam etmiş, Danıştay tarafından aklanınca da Tekrar 'Devr-i Süleyman' adıyla İstanbul'da sergilemeye başlamışlardır oyunu. Nerde? Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda. 2 Ekim 1968 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde şu ilan çıkar: "Aksaray Küçük Opera'da Halk Oyuncuları Danıştay Kararı ile "DEVR-İ SÜLEYMAN" 300. Oyun Çalgılı, şarkılı, politik komedi. 10 Ekimden itibaren her gün 18.00 ve 21.15 de. Biletler Tiyatromuzda ve Lale Sineması'nda." Aydın Engin sahneye koyduğu oyunun şarkılarını Arif Erkin besteler. Güldürü suretlerini Tan Oral çizer. Kostüm ve dekor topluluk tarafından tasarlanır. Oyunda şu oyuncular rol alır: Selçuk Uluergüven, Ersun Kazançel, Aydın Engin, Umur Bugay, Mustafa Alabora, Nazmi Kavasoğlu, Sema Öner, Meral Özen, Mehmet Gülerbaşlı, Fetay Soykıran, Meral Niron, Güngör Tekiner. Oyun gençler ve halk tarafından pek beğenilir. Büyük iş yapmaktadır 'Devri Süleyman' . Ancak 28 Ocak 1969 tarihli Milliyet Gazetesi'nde şu haber çıkar: "KÜÇÜK OPERA TİYATROSU YANDI. "Devr-i Sülayman"ı oynayan Halk Oyuncuları yangının kundak sonucu olduğunu ileri sürdüler. Aksaray'daki Küçük Opera Tiyatrosu önceki gece sabaha karşı tamamen yanarak kül olmuştur. Halk Oyuncuları tarafından oynanan "Devr-i Süleyman" oyununun bitmesinden bir süre sonra çıkan yangının nedeni henüz tespit edilememiştir. Yangın binayı ve tiyatroyu kısa bir zamanda sarmış itfaiyenin müdahelesine rağmen söndürülememiştir. Tiyatro oyuncuları daha sonra yaptıkları açıklamada "Devr-i Süleyman" adlı oyun oynandığı için tiyatronun kundaklandığını iddia etmişler ve yangın yerinde buldukları iki gaz tenekesini polise vermişlerdir." Evet 27 Ocak 1969'da çıkan bu yangın sonunu getirmiştir Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nun. Böylece geleneksel tiyatromuzun tuluat, vodvil geleneğini sürdüren son oyuncu kuşağının bir mekanı daha tarihe gömülmüştür.

Levend YILMAZ

 

YAZI İLE İLGİLİ GÖRSELLERE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN...

(NOT:Görsellerdeki gazete kupürleri Milliyet arşiv'den alınmıştır.)

 

Dipnotlar

1 Oyun 1940'lı yıllarda 'Beni Öptünüz' adıyla Raşit Rıza Topluluğu tarafından birçok kez sahnelenmiştir.

2'Döner Yataklar', 1930 yılında İstanbul Belediye Tiyatrosu'nda 'Evdeki Pazar' adıyla sahnelenmiştir. Oyun, George Feydeau'dan; Bedia Muvahhit, Vasfi Rıza Zobu tarafından uyarlanmıştır. Bu oyun Ahmet Üstel tarafından eklemeler yapılarak 'Döner Yataklar' adıyla yeniden sahnelenir Küçük Opera'da.

3 A. Bison'dan M.S.Koray'ın dilimize çevirdiği, 'O Kadın' adlı oyun ilk kez 1940 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda sahnelemiştir.

4 Oyun 1938 yılında yine bir uyarlama olarak Naşit ve Sadi Tek'in ortak yapımı olarak 'Dengi Dengine' adıyla sahnelenmiştir. 1940 yılında ise İrfan Korur ve Saim Çungarya'nın ortak uyarlamasıyla 'Herkes Kendi Yerine' adıyla İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda sahneye çıkmış, aynı adla 1947 yılında ise Raşit Rıza ve Vedat Karakoçu ortak yapımı olarak sahnelenmiştir.

5 İlk kez 1958-59 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenen oyun, daha sonra, Ulvi Uraz'ın kurduğu Dost Oyuncuları tarafından Site Tiyatrosunda 1962 yılında oynanmış bu sergilenişte Altan Karındaş da rol almıştır.

6 Oyunu H. de Guitton'dan İ. Galip Arcan uyarlamış, yirmili, otuzlu, kırklı yıllarda İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda 'Süt Kardeşler' adıyla birçok kez sahnelenmiştir. 'Alo Orası Tımarhane mi?' daha sonra, 1979-80 sezonunda Nejat UygurTiyatrosu tarafından da oynanır.

7 Oyun, 30'lu ve 50'li yıllarda İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenen 'Üvey Baba' adlı oyundur. F. Arnold E. Bach ikilisinin yazdığı oyun once Hüseyin Kemal Gürmen sonra Zihni Küçümen'in uyarlamasıyla oynanmış, 40'lı yıllarda ise Raşit Rıza topluluğu birçok kez sahnelemiştir bu oyunu. Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nda Muammer Karaca çevirisiyle oynanmıştır.

 

Alternatif

Necdet Mahfi Ayral 1908'de İstanbul Beykoz'da dünyaya geldi. Tiyatro ile ilk kez sünnet düğününü renklendiren, Salim Paşa Kumpanyası vasıtasıyla tanışır. Galatasaray Lisesi'nde okuyan Ayral, babasının ölümüyle okuldan ayrılmak durumunda kalır. Sanatçı, askerliğe kadar Deutsche Orientbank'ta ve Yıldız Gazinosu'nda çalışır. Ayral askerden terhis olmak üzereyken komutanı Rüstem Paşa'nın "Herhangi bir yerde iş bulmak istiyorsan tavsiye mektubu yazayım" sözleri üzerine arzusunu dile getirir; "Madem böyle bir lütufta bulunacaksınız. Vali ve Belediye Reisi'ne bir mektup yazın. Tiyatroya girmek istiyorum". Belediye Reisi Muhittin Üstündağ tarafından Şehir Tiyatroları Müdürlüğü'ne yollanan Ayral ertesi gün provaya çıkar. 24 Eylül 1932'de Şehir Tiyatroları'nda "Yedi Köyün Zeynebi" adlı oyundaki figürasyona çıkarak sahneye ilk adımını atan Ayral'ın rol arkadaşları Cahide Sonku ve Hadi Hün'dür. İkinci oyunu "Mucize" de birkaç replik söyleme şansına da nail olan Ayral, Muhsin Ertuğrul aracılığıyla sinemaya da adım atar. "Bataklı Damın Kızı Aysel" den başlayarak 15 yıl Ertuğrul'un yardımcılığını da üstlenen Ayral, küçüklü büyüklü pek çok role imzasını atar. Tiyatroda da sağlam adımlarla ilerleyen Ayral, özellikle komedyalarda canlandırdığı tiplerde yakaladığı başarıyla öne çıkar. Şehir Tiyatroları'nda, 'Lüküs Hayat', 'Kral Lear', 'Fizikçiler', 'Bir Komiser Geldi', 'Cyrano de Bergerac' ve 'Tartuffe' gibi çeşitli oyunlarda unutulmaz kompozisyonlar yaratan Ayral sinemada da 'Şehvet Kurbanı', 'Eşkıya', 'Hamam' ve 'Mektup'un aralarında bulunduğu yaklaşık 150'nin üzerinde filmde rol almıştır. Ayral, 1950-75 arasında İtalyanların ünlü komedyeni Toto'yu konuşarak, dublaj sanatında da ustalığını gösterir. Yıllarca emek verdiği Şehir Tiyatroları'ndan 68 yaşında yaş haddinden emekli olduktan sonra da tiyatrodan kopmayan Ayral Nejat Uygur ve Ahmet Uğurlu ile çalışır. Bir süre sessizlik dönemine giren Ayral, Şehir Tiyatroları'nda 'Huzur' oyunuyla kurumunda yıllar sonra yeniden seyirci karşısına çıkar. Sanatçı sonra da Müjdat Gezen'in sahnelediği 'Hababam Sınıfı'nda rol alır. Aralarında İstanbul Tiyatro Festivali Onur Ödülü de olmak üzere sayısız ödülle onurlandırılan Ayral, 6 Haziran 2004 de aramızdan ayrılmıştır.

NECDET MAHFİ AYRAL
İçerik yayınları

MÜZEYİ TAKİP EDİN

ŞEHİR TİYATROSU

KUMBARACI 50

İSTANBUL HALK TİYATROSU

TİYATRO KARNAVAL

SEMAVER KUMPANYA

TİYATRO KUMPANYASI

İSTANBUL KUMPANYASI

TİYATRO BOYALI KUŞ

ATÖLYE TATAVLA

HAYAL PERDESİ

Kullanıcı girişi